Yahudiliğin Gerçek Yüzü

 

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

إِنَّ الْحَمْدَ لِلَّهِ ، نَحْمَدُهُ ، وَنَسْتَعِينُهُ ، وَنَسْتَغْفِرُهُ ، وَنَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْ شُرُورِ أَنْفُسِنَا ، وَمِنْ سَيِّئَاتِ أَعْمَالِنَا ، مَنْ يَهْدِهِ اللَّهُ فَلاَ مُضِلَّ لَهُ ، وَمَنْ يُضْلِلْ فَلاَ هَادِيَ لَهُ ، وَأَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ.

 يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ حَقَّ  تُقَاتِهِ وَلا تَمُوتُنَّ  إِلاَّ وَأَنْتُمْ مُسْلِمُونَ.

يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالا كَثِيرًا وَنِسَاءً وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَتَسَاءَلُونَ بِهِ وَالأَرْحَامَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَقُولُوا قَوْلا سَدِيدًا . يُصْلِحْ لَكُمْ أَعْمَالَكُمْ  وَيَغْفِرْ  لَكُمْ  ذُنُوبَكُمْ وَمَنْ يُطِعْ  اللَّهَ  وَرَسُولَهُ فَقَدْ فَازَ فَوْزًا عَظِيمًا.

  أما بعد :

 فإن أصدق الحديث كتاب الله ، وخير الهدي هدي محمد  ، وشر  الأمور محدثاتها ، وكل محدثة بدعة، وكل بدعة ضلالة ، وكل ضلالة في النار

 

Allah-u Teâlâ'ya hamd olsun! O’na şükreder, O’ndan yardım diler, O’nun bağışlamasını isteriz. Nefislerimizin şerrinden, kötü amellerimizden O’na sığınırız. Allah-u Teâlâ  kime hidayet ederse onu saptıracak, kimi de saptırırsa ona hidayet edecek yoktur. Şehadet ederim ki; Allah-u Teâlâ‘dan başka ibadete layık ilah yoktur. O tektir, O’nun ortağı yoktur. Yine şehadet ederim ki; Muhammed aleyhisselâm O’nun kulu ve rasulüdür.

"Ey iman edenler! Allah’tan korkulması gerektiği gibi korkun ve sizler ancak müslümanlar olarak ölün!" (Ali İmran: 102)

"Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının! Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allahtan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten sakının! Şüphesiz Allah sizin üzerinize gözetleyicidir." (Nisa: 1)

"Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve sözün en doğrusunu söyleyin ki Allah, amellerinizi ıslah etsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve rasulüne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur." (Ahzab: 70-71)

En doğru söz; Allah-u Teâlâ'nın kitabı ve en hayırlı yolu gösteren Rasulünün sünnetidir. En şerli şey; bidat olan şeydir. Her bidat dalalettir. Her dalalet ateştedir.

 

Allah’ın şeriatını bırakıp kendi heva ve heveslerine göre şeriat uydurup dinlerini değiştiren Yahudiler;

- alçak,

- kindar,

- hilekar,

- tamahkar,

- kalleş,

- nankör,

- sinsi,

- düzenbaz,

- sözünde durmayan,

- insanlara zarar vermek için ellerinden geleni yapan; iğrenç bir topluluktur ve bu özellikler onların genel karakterlerini teşkil eder.

Allah-u Teâlâ onları Kur’an-ı Kerim’de şöyle vasfediyor:

"Yahudiler, ‘Allah’ın eli sıkıdır dediler’. Dediklerinden ötürü elleri bağlansın, (onlara) lanet olsun. Hayır, O’nun iki eli de açıktır, dilediği gibi sarfeder. Andolsun ki sana Rabbinden indirilen sözler onların çoğunun azgınlığını ve inkarını arttıracaktır. Onların arasına kıyamete kadar sürecek düşmanlık ve kin saldık. Savaş ateşini ne zaman körükleseler Allah onu söndürür. Yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar. Allah bozguncuları sevmez." (Maide:64)

Yahudilerin karakterleri insanların, tarihin ve Allah’ın şahitliği ile işte böyledir.

Bizler müslümanlar olarak; uyanmaları ve aldanmamaları için yahudilerin hakikatini, kurduğu tuzak ve planları insanlara anlatmalıyız.

Bizim bu hakikatleri insanlara anlatmakta ki gayemiz, onlardan uyuyanları uyandırmak, kananları uyarmak, iki yüzlüleri ortaya koymak, yahudilerin peşine düşenleri ve onları taklit edenleri ortaya çıkarmaktır.

Yeryüzünde kendisini müslüman olarak adlandıranlara diyoruz ki; biz İslam’a sarıldığımız müddetçe aziz, İslam’ı bıraktığımız müddetçe de zelil olduk. Biz yahudilerin tuzaklarına ancak Allah’ın istediği İslam’ı tam bilmediğimiz veya İslam’dan yüz çevirdiğimiz zaman düştük.

Biz İslam’dan yüz çevirip onu öğrenmek için gayret göstermediğimizde Allah-u Teâlâ’da bizi onlara köleler yapmak suretiyle zelil duruma düşürdü. Eğer biz eski şeref ve izzetimize tekrar kavuşmak istiyorsak bilmeliyiz ki gerçek şeref ve izzet ancak Allah ve Rasulü’ne tam teslimiyetle kazanılır. Zira Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"İzzet (şeref) Allah’ın, Rasulü’nün ve inananlarındır."  (Münafikun:8)

BİRİNCİ BÖLÜM

 

Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Gönderilmesinden Önce Yahudiler

 

Musa aleyhisselam’a uyan yahudiler İbrahim aleyhisselam’ın oğlu İshak aleyhisselam’ın ve onun oğlu olan Yakup aleyhisselam’ın soyundandırlar. Yakup aleyhisselam’ın oğlu Yusuf aleyhisselam’ın çağrısıyla Mısır’a göç eden yahudilerin orada nesilleri oldukça çoğaldı. Genellikle bütün Yahudiler Yusuf aleyhisselam ve kardeşlerinin oluşturduğu on iki kardeşin (sıbt) neslindendir. Onlar Mısır halkının arasına karışıp onlarla haşır neşir olmayı istemeyerek kendilerini daima onlardan ayrı tuttular. Her bir kabilenin soyunun diğer bir kabilenin soyuyla karışmaması, hangi kabileye kimlerin mensup olduğunun bilinmesi ve şerefli saydıkları neseplerinin korunmasını garanti altına alma isteği ve de nebiler soyundan olmaları itibariyle diğer milletlere karşı olan üstün gelme hevesleri sonucu onları diğer milletlerden ayıran karakteristik özelliklerini muhafaza edebilmeleri için aralarında anlaşmaya vardılar.

Mısır da yaşadıkları bu ayrılık ve bununla birlikte soylarını üstün görüp yüceltme hisleri, Mısır da ki durumlarını endişe verecek acı bir hale soktu. Mısır da yaşayan yabancı bir topluluk olmaları Mısırlıların ve firavunların kendilerine karşı tavır almalarına sebep oldu. Öyle ki Mısır firavunlarından birisi onları çok şiddetli baskı, zulüm ve işkenceye tabi tutmuştur.

Allah-u Teâlâ düştükleri bu alçaltıcı durumdan İsrailoğullarını kurtarmasında ki nimetini hatırlatarak şöyle buyurmaktadır:

"Size işkence eden, kadınlarınızı sağ bırakıp oğullarınızı boğazlayan firavun ailesinden sizi kurtarmıştır." (Bakara:49)

Bu şekilde Mısır da ki yahudilerin sert darbe ve şiddetli baskılar karşısında korku ve endişe dolu bir atmosferde yetişen nesilleri gittikçe çoğalmaktaydı. İşte bu durum çoğalan neslin zihinlerinde derin izler bırakarak hayat ve insan  hakkındaki karakteristik görüş ve bakış açılarını, insan yaşantısındaki toplumsal yaşam prensiplerini belirli bir rotaya koymasını sağladı. İçlerinde gizledikleri kin ve intikam duygusunu rengi ve cinsi ne olursa olsun her insana karşı devam ettirdiler. Bu gibi özellikleri kıyamete kadar devamlı kalacak köklü bir miras haline dönüştü. Allah-u Teâlâ Hz. Musa aleyhisselam’ın komutası altında onları Mısır dan çıkartarak firavunun zulmünden denizi yararak kurtardı. Kudret helvası ve bıldırcın ile nimetlendirdi.

Hz. Musa aleyhisselam Rabbiyle görüşmeye gittiğinde Hz. Harun aleyhisselam’ı zayıf görerek altın buzağıya tapındılar. Musa aleyhisselam dönünce de onu birtakım şeylerde zorladılar. Dediler ki:

"Apaçık bir şekilde Allah’ı görünceye kadar inanmayacağız." (Bakara:55)

Allah-u Teâlâ onların üzerine tehdit olarak Tur Dağını kaldırınca da korkarak teslim olup söz vermelerine rağmen tekrar ahitlerini bozdular. Musa aleyhisselam’a isyan ederek Allah-u Teâlâ’nın avlanmayı yasakladığı cumartesi gününde ki alışkanlıklarına dönünce Allah-u Teâlâ onları maymun ve domuzlara çevirdi. Bundan sonra kutsal yere girmelerini emretmesine rağmen bunu reddetmelerine karşılık olarak Allah-u Teâlâ onları uçsuz bucaksız bir çölde başıboş kaybolmuş bir şeklide kırk sene kalmaları suretiyle cezalandırdı. Çölde kırk sene kadar cezalarını çektikten sonra Allah-u Teâlâ onları affıyla nimetlendirdi. Kutsal şehir Kudüs’e girdiler. Ama bu kez de isyan ederek söylemeleri emredilen sözü değiştirdiler.

Birbiri ardı sıra kendilerine nebiler geldikçe tuzaklar hazırlayıp onları öldürdüler ve dünyada bozgunculuk çıkartarak Allah’ın dinini tahrif ettiler. Sonra Allah-u Teâlâ  onlara İsa aleyhisselam’ı gönderdi. İşledikleri kötülük ve sahtekarlıklarından vazgeçmeleri, yaptıkları hatalarından dönmeleri tahrif ettiklerini düzeltmeleri ve de ona uymaları gerekirken İsa aleyhisselam’ı öldürmeye karar verdiler. Fakat Allah-u Teâlâ O’nu onların elinden kurtardı.

Allah Tebareke ve Teala bu konuyla ilgili olarak buyuruyor ki:

 ".......ve "Meryem oğlu İsa Mesih’i (Allah’ın elçisi) öldürdük" demelerindendir. Oysa O’nu öldürmediler ve asamadılar. Fakat onlara öyle göründü." (Nisa: 157 )

Allah’ın Rasulü’yle böylesine küstahça alay etme ve ona meydan okuma onların kanına nasıl işledi.?!... Övünerek ve alay ederek diyorlardı ki:

" Biz Meryem oğlu İsa Mesih’i (Allah’ın elçisi)  öldürdük." (Nisa:157 )

Aralarında yaşadığı müddetçe Mesih aleyhisselam’a yaptıklarıyla yetinmediler. Mesih aleyhisselam hakkında ki iftiralarını, kendilerinden sonra gelecek nesillerine iletmek amacıyla yalanlarla dolu kitapları "TALMUD" a yazdılar.

(Talmud: Yahudilere dinini, ahlakını ve adabını öğreten bir kitaptır. Bu kitap da Yahudilerin uygulaması gereken gizli emirler mevcuttur. Tevrat dan ayrı bir kitap olup içinde birbirine zıt ve çelişkili haberler vardır. )

"Talmud" da İsa aleyhisselam’dan şöyle bahsedilmektedir.

1 - Yesu-İsa aleyhisselam Yahudi dininden döndü ve putlara taptı.

2 - Mesih aleyhisselam deli, sihirbaz ve putperesttir.  Ona uyan mesihiler de onun gibi kafirdirler.

3 - İnsanlar içerisinde kafir olanların en alçağı Mesih aleyhisselam ve ona uyanlardır.

4 - Mesihilerin kiliseleri sapıkların yuvaları ve putlara tapılan yerlerdir.  Buraların Yahudiler tarafından tahrif edilmesi gerekir.

5 - Zulüm ve sapıklığın odağını teşkil ettiği ve yanlışlarla dolu olduğu için Hıristiyan incililerinin yakılması gerekir.

6 - Hıristiyan kiliseleri pislik yerleri ve oradaki vaizler de havlayan bir köpektir.

7 - Her Yahudi’nin her gün üç defa Hıristiyanlara lanet etmesi gerekmektedir.

8 - İsa aleyhisselam ateş, katran ve ziftin arasında cehennemin en dip köşesindedir. İsa aleyhisselam’ı annesi Meryem zina yoluyla Askeri Bendara’dan hamile kalmak suretiyle dünyaya getirmiştir.

Mesih Aleyhisselam'dan Sonraki Yahudiler

 

İsa’nın getirdiği tevhid dinine ve ona uyanlara karşı savaşa devam eden yahudiler, hristiyanları öldürmekle yetinmeyip bu noktada ellerine geçen her fırsatı değerlendirerek onlara karşı çeşitli tezgahlar düzenlediler.

Yahudiler, hristiyanları öldürmek ve onları mahvetmekten aciz olduğu, zayıf düştüğü zamanlarda ise mali otoritelerini kullanarak hristiyanlığa hücum edip Mesih’e ve annesinin haklarına tecavüz eden kitaplarını yeryüzünde yayılmasını sağlamak suretiyle de onlarla kültürel savaşa girişiyorlardı.

Yaptıkları bunca azgınlıktan sonra Allah-u Teâlâ onların günahlarını bağışlamadığı gibi onları Rumların saldırısına da musallat kıldı ve ufalanmış ekmek gibi paramparça oldular. Bununla birlikte dünyanın fesat tohumu ektikleri her tarafından ve yaşadıkları yerlerden oraların halkı tarafından göçe zorlandılar.

...ve Allah-u Teâlâ bu bölünmüş, dağılmış küçük topluluklardan bir grubu Arap Yarımadası’na yerleştirdi Onlarda bilhassa orada ki Medine şehrini benimseyerek orayı vatan edindiler.

Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den Sonraki Yahudiler

 

Medine’de ki yahudiler Tevrat’ın müjdelediği, özelliklerini açıkladığı, nerede ortaya çıkıp nereye gönderileceğini- ki o yer Arap yarımadasıdır- bildikleri rasulü bekliyorlardı. Bu rasulün dağınık olan topluluklarının birleşmesini sağlamak üzere özellikle kendilerine gönderileceğine inanıyor ve tekrar Hz. Davud aleyhisselam’ın mülküne ve şanına kavuşacaklarını umuyorlardı. Çünkü onlar güya Allah-u Teâlâ’nın sadece kendilerinin rabbi olduğunu onlardan başkasının Allah’ı sahiplenemeyeceğini düşünüyorlardı.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ilk önce kendi kavminden başlamak suretiyle toplumun bütününe davet etmekle yükümlü olarak Arap’dan  -İsmail aleyhisselam’ın oğullarından- geldiği zaman, yahudiler Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e sırtlarını çevirdiler ve getirdiği şeyi yok etme amacına yönelik planlar kurmaya başladılar.

Bu, daha İslam davetinin ilk başladığı sıralara rastlar. Daha sonra düşmanlık ve saldırganlık da Mekke müşriklerini onlara karşı kışkırtıp inananların işkenceye maruz kalmalarını sağlamaları ise cabasıdır. Onlar Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e ve risaletine karşı gizli bir savaşa girişmişler ve her türlü fitne ve fesat çıkarıcı sözleri çıkarmaktan geri kalmamışlardır. Müşriklerde Ehli Kitap’dan olmaları nedeniyle yahudilerin bu noktada ki sözlerine güveniyorlardı.

Müşrikler yahudilere:

"Biz mi iyiyiz, yoksa Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem mi?" diye sorduklarında onlarda

"bilakis siz ondan daha iyisiniz" diyorlardı. (Bezzar sahih senetle rivayet etti.)

Bu sözleriyle ellerinde bulunan Tevrat’ta bile küfür sayılan amelleri işliyorlardı. Bununla da yetinmeyip hak olduğunu bildikleri halde İslam’ı inkar ettiler.

Allah-u Teâlâ bu konuyla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

"Ne zaman ki Allah katından onlara, kendilerinde olanı tasdik eden kitap geldi. -ki onlar bundan önceleri, inkar edenlere karşı kendilerine yardım gelmesini beklerlerdi- bildikleri gelince onu inkar ettiler. Allah’ın laneti inkar edenlerin üzerine olsun." (Bakara: 89)

Çirkin Bir Saldırı

 

İslam dini yavaş yavaş kalplerde ki yerini almaya başlamış adeta Medine’yi Münevvere de yeni bir güneş doğmuştu. Bu sefer Yahudiler taktik değiştirerek İslam’a ve onun ehline karşı olan gizli savaşını açık savaşa çevirmek suretiyle; her türlü plan, hile, tezgah, desise yollarını kullanmaya başlamışlardır.

Allah’ın onları rezil-rüsvay ettiği, planlarını alt üst ettiği zamanlarda ise Allah’a ve Rasulüne karşı savaş için yeni bir metodu yani nifak yönünü takip etmekteydiler. İslam’a (güya) girip onu içten yıkmak suretiyle müslümanmış gibi görünmeye başladılar.

Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den Sonraki İnsanlar

 

Yahudi şeytanları, Kur’an ve sünneti tahrif etme noktasındaki çabaları sonuçsuz kalınca; güçlerini bu kez müslümanların kendileriyle İslam arasında ki bağı koparmaya yönelttiler. Öyle ki, müslümanlar arasına bozuk olan inançları yayıp müslümanların dinlerinde şüpheye düşmelerine neden oldular. Onların kalplerini hastalandırıp akıllarını işlemez hale getirdiler. Artık müslümanlar iyiliği bilmez kötülüğü reddetmez hale geldiler. Tam manada Rablerini tanımaz, hakla batılı, iyiyle kötüyü, helalle haramı ayırd edemez oldular. (Ancak Allah’ın hidayet ettiği kişi müstesna)

Yahudiler müslümanlar arasına ayrılık tohumu ekmede başarılı oldular.

Nerede doğru yoldan sapmış bir cemaat, sapık bir mezhep, garip bir söylenti ve nerede de Kur’an ve sünnetten uzak bir topluluk varsa orada muhakkak yahudinin parmağı vardır.

Böylelikle münafık yahudiler bu safların arasına sapık fikirlerini yerleştirip onu devamlı beslemektedirler.

Bahsetmiş olduğumuz Kur’an ve sünnetden uzak bu topluluklar müslümanların arasında ayrılığı yaydılar ve böylece belli  bir sabit fikre sahip gruplar türedi. Mutezile, Kaderiye, Hariciler, Şia vb. Bu sapık cemaatlerden belli bir sabit fikre sahip olanların her birisi; karşısındaki  toplulukla savaşan ve tartışan fırka haline dönüştü. Bu çekişme bazen sözle bazen de kılıçla oldu.

Münafık Yahudiler; Kominizm, Sosyalizm, Milliyetçilik, Liberalizm, Demokrasi vb. gibi fikir sistemlerini, yönetim tarzlarını ve gruplarını insanlara süslü göstermeyi başardılar. Yahudiler bu sapık yapılaşmalara fertleri çekebilmek için; içkiyi, kadınlı erkekli toplantıları, kumar masalarını, parti kutlamaları ve açık oturumları kullanarak sonuçta dünyanın çeşitli bölgelerinde ki milyonlarca insanı kötü bir bataklığa sürüklemeyi başardılar.

Yahudi ve şeytan şerrin ve fitnenin iki yüzüdür.

Şeytan, şerrin ve fitnenin gizli yüzü, yahudiler ise açık yüzüdür.

Yahudinin hayat hikayesini okuyan kimse, yahudinin kimliğinde (şahsında) şeytanı gördüğüne biran bile şüphe etmez. Öyle ki sanki şeytan insan suretinde görünür ve her bir yahudinin teker teker şahsında yer alır.

 

Denilebilir ki; Yahudinin bütün bunlardan amacı nedir?.

Niçin Yahudiler bütün vakit ve onca çabalarını yeryüzünde bozgunculuğun ve ahlaki çöküşün yayılması ve insanların hayatlarından İslam’ın uzaklaştırılması için sarf ediyorlar.

Bunun sebebinin asırlardan beri yahudilerin gizli olan planlarının esaslarını; bütün yeryüzünü istila etmek, oraya Davud aleyhisselam neslinden bir kralın hükmetmesini sağlamak, İsrail oğullarını eski mülklerine tekrar kavuşturmak ve bütün halkları kendilerine tekrar boyun eğmek oluşturmaktadır.

Aynı zamanda öncelikle Kudüs (Orşelim)’ü yahudi hükümetinin merkezi haline getirmek, sonra eski Roma imparatorluğunun başkenti olan Roma’yı ilelebet başkent kılmakla gizli planlarının bir kısmını teşkil etmektedir.

İslam dinini ve ahlakının tam kökleştiği yerlerde yahudiler istila ve köleleştirme hareketlerinde güçsüz düştüklerinden dolayı bu mücrimlerin yaptıkları ilk iş yeryüzü halkını din ve ahlaktan uzaklaştırmak için bütün güçlerini kullandılar.

Yahudinin Yapmak İstedikleri

 

1 - Halkın bozulmasını sağlamak.

Bu da içki, faiz, zina, hile, hıyanet v.b. gibi karmakarışık nice iğrenç ve berbat silahlarla onun ahlakını zayıflatmak suretiyle çalışmalarda bulunmak

 

2 - Gizli topluluklar ve heyetler yoluyla yeryüzünün her ülkesinde çalkantılı dönemler, ayrılık ve fitneyi körüklemek. (siyasi, dini, sanatsal, sporsal faaliyetler, mason locaları ve rotary klüpleri yollarıyla).

(Beynelminel olan bu rotary klüplerinin ilkini Şikagoda Amerikalı Yahudi Paul Harmey kurmuştur. Fikri dini ihmal ederek yalnızca insanlığa önem vermek temeline dayanan rotary klüplerinin üyeleri, toplumun ileri gelenlerinden seçilir. Yahudiler bu klüplerine çok sayıda kişileri üye yapmayı başarmışlardır. Yeryüzünde yaklaşık 7862 rotary klüp mevcuttur. Sadece Mısır da 15 tane vardır.  Kamus siyasi "siyasi sözlük sf. 709")

Yahudiler bütün bunları yaparken kendilerinin sımsıkı bağlarla birbirlerine kenetlenmesine ve bu yıkıcı faaliyetlerinden topluluklarının uzak tutulmasına özen gösterdiler.

 

3 - Hükümetler ve halkı arasında fitne ateşini körüklemek.

Hükümetlere birtakım sahte oyun ve yollarla halkını ezdirmek ve onlara baskı yapmasını sağlamak ve halkında hükümete başkaldırmasına yönelik başkaldırmasına yönelik çalışmalarda bulunmak. Yani hem hükümeti halka hem de halkı hükümete düşürmek. Bu şekilde hükümetle halkı arasında devamlı bir çekişme meydana getirmek.

 

4 - Kralların, vezirlerin, bakan ve başbakanların kendilerini halklarından üstün görmelerini sağlamak ve onları bilhassa makam, rüşvet, kumar, içki, kadın ve diğer tezgahlarıyla bozarak istediklerini yaptırmak.

Din; yeryüzü hakimiyeti davalarında yahudi planlarına karşı duran (onu yıkan) sağlam bir engeldir...

Zamanının başlangıcında hrıstiyanlık İslam dininin davet ettiği Tevhid iyi ahlaka ve davranışa davet ettiği için Yahudiler bu dini en tehlikeli düşman ilan ettiler.

Hristiyanlar’ın üzerinden zaman geçip de Tevhid’den uzaklaştıklarında yahudilerin  Amerika ve Avrupa da düşünce yapısına soktukları fesat ve çöküntü tohumları yeşermeye başladı ve dinin etkinliği azalmaya başladı. Böylece yahudiler hristiyanlar’ın dinsiz olduklarından tamamen emin olduktan sonra planlarını uygulatmada onları da kendilerine asker yaptılar.

Şimdi ise yahudilik, hristiyanlık engelini aşıp onu hallettikten sonra karşısından engel olarak duran İslam dinini ve müslümanları aşabilmek için daha önce hristiyanlıkta yaptıkları gibi dini yıkıcı mezhepleri, fikirleri birbirleriyle çelişkili fırkaları yayma çabası içerisindedir. Çünkü müslümanlar İslam’dan uzaklaşıp tamamen bozulduğunda kendi planlarını uygulamak için karşılarında herhangi bir engel kalmayacaktır.

İşte bütün özellikleriyle yahudiler böyle bir topluluktur. Yahudiler ilahi dinlere ve özelliklede İslam’a karşı savaş ilan etmişlerdir. İnsanları; hayvani arzulardan başka bir şey düşünmeyen bir sürü haline getirmeyi planlayan yahudiler, onları hayvandan daha aşağı bir seviyeye düşürmeye de muvaffak olmuşlardır.

İnsanlar arasında yahudiler’in yaptıkları bu alçak planlar tahrif olmuş Talmuti dini öğretilerinin pratik uygulamasından başka bir şey değildir. İşte bu yüzden her müslümanın bunu bilmesi gerekir. İnşallah gelecek bölümde bu talmuti öğretilerinin bir kısmını arz edeceğiz.

İKİNCİ BÖLÜM

 

Mukaddes Kitaplarında Yahudiler

 

Dinini ve onun hususiyetlerini gözeten, idrak eden her müslümanın, yahudilerin inancını, tabiatlarını ahlakını ve en önemlisi dönekliklerini ve de insanlar hakkında ki düşüncelerini muhakkak bilmesi gerekir.

Bütün bu saydıklarımız itikad ettikleri, inandıkları, öğrettikleri, okullarda çocuklarına telkin ettikleri ve hayat pratiğinde uyguladıklarında mukaddes kitaplarında yer almaktadır.

Bir Müslümanın yahudilerin kötülüklerine karşı tedbir alabilmesi için onun özelliklerin ve planladıkları tezgahları zorunlu olarak bilmesi gerekir.

 

(Mukaddes kitap üç bölümde toplanmıştır.

1. Bölüm: Tevrat’tır. Musa’nın şeriatını kapsar. Bu Tevrat beş kitapdan müteşekkildir.

2. Bölüm: Bu beş kitabın dışında kalan diğer kitapları kapsar.

3. Bölüm: Birde; hikmetler, adaplar, deyimler ve tarihi haberleri içeren kitap.

Bu üç bölümden oluşan mukaddes kitapları dinlerinin birinci temelini, Talmud ise ikinci temelini teşkil etmektedir.)

Talmut İlkesinden Öğretiler

 

İnsanlar; yahudiler ve Cüveym (veya Umem) olmak üzere iki sınıftır.  

(Yahudilerin kendilerinden başkalarına taktıkları ad. Yahudiler nazarında Cüveym ve Umemler necis, kafir ve hayvandır.)

Yahudiler kendilerin Allah’ın seçtiği halkı oğulları ve sevgilileri  olarak görmektedirler.

(Bu sapık ve asılsız düşüncelerine Kur’ân işaret etmektedir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Yahudiler ve Hristiyanlar, ‘biz Allah’ın oğulları ve sevgilileriyiz’ dediler. ‘Öyleyse günahlarınızdan ötürü size niçin azap ediyor. Bilakis siz O’nun yarattığı insanlarsınız de’ Allah dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Göklerin, yerin ve ikisinin arasındakilerin hükümranlığı Allah’ındır. Dönüş O’nadır." Maide: 18)

İşte şeytani Talmud öğretisinden bazı ilkeler:

Akide Sahasında

İnsanoğluna Bakış Açıları

Mal Sahasında

Anlaşma ve Sözleşmeler Sahasında

Ahlaki Sahada

Şeytani Talmud Öğretisinden Bazı İlkeler

 

Akide Sahasında

 

1 - Gündüz on iki saattir. Allah onun ilk üç saatinde oturur ve şeriati gözden geçirir. İkinci üç saatinde hükmeder. Üçüncü üç saatinde alemi doyurur. Son üç saatinde ise oturur ve balıkların kralı yunusla oynar.

2 - Allah-u Teâlâ yalan söylemekten, gazaptan ve saçmalamadan masum değildir.

3 - Yahudilerin ruhlarının çıkış kaynağı Allah, yahudi dışındakilerin ruhlarının çıkış kaynağı ise necis ruhtur.

4 - Yahudiler dışında bütün insanlar at menisinden yaratılmıştır. Allah-u Teâlâ bütün yabancıları (Yahudi dışındakileri) dünyanın kendileri için yaratıldığı yahudilere hizmet etsinler diye yarattı.

5 - Yahudiler Allah katında meleklerden daha kıymetlidirler.

6 - Yahudiler yaratılmamış olsaydı, yeryüzünde ne bereket ne yağmur ve nede güneş olurdu.

Şeytani Talmud Öğretisinden Bazı İlkeler

 

İnsanoğluna Bakış Açıları

 

1 - Yahudilerden başkası "köpekler" gibidirler.

2 - Yahudi olup da bu dinden çıkanlar sadece köpek değil üstelik eşektirler.

3 - Yahudilerden başkalarının evleri hayvanların ahırları gibidir.

4 - Yabancılardan birini kurtarması yahudilere haram kılınmıştır.

5 - Bir yabancıyı yani yahudiden başkasını öldüren yahudiye Firdevs cennetinde sonsuza kadar kalma mükafatı verilir.

Şeytani Talmud Öğretisinden Bazı İlkeler

 

Mal Sahasında

 

1 - Yahudi ilahı, yahudinin bulduğu yabancının kaybolmuş malını tekrar yabancıya iade etmesini affetmez.

2 - Yahudilerin kendi aralarında hırsızlık yapmaları caiz değildir. Fakat yahudi dinine mensup olmayanlardan bir şey çalması caizdir.

3 - Faiz yahudiler arasında haramdır. Fakat onlar haricindekiler arasında alınıp verilmesi ise mübah kılınmıştır.

4 - Yahudiye çocukları faizin tatlılığına vakıf olsun ve yahudi dışındakiler arasında uygulasın diye çocuklarına faizle borç vermek caiz kılınmıştır.

5 - Yahudi dışındakilerin hayatı yahudilere aittir. O zaman malına nasıl sahip olmasın?

Şeytani Talmud Öğretisinden Bazı İlkeler

 

Anlaşma ve Sözleşmeler Sahasında

 

1 - Yahudi tarafında yahudi olmayana yapılan yeminin hiçbir kıymeti yoktur ve bu yemin yahudinin bir şey yapmasını gerektirmez. Çünkü yahudi ve hayvan arasında yeminin geçerliliği söz konusu değildir.

2 - Yahudinin yalan yere şehadet etmesi caizdir.

3 - Yahudinin yahudi olmayanı aldatması mübah, üstelik vaciptir.

4 - Şayet hakim yahudi olup da karşısına yahudiyle yahudi olmayan birisi bir davayla gelirlerse, eğer yahudiyi haklı çıkartabilecek durumdaysa elinden geleni yapması gerekir.

Şeytani Talmud Öğretisinden Bazı İlkeler

 

Ahlaki Sahada

 

1 - Gerek kadın olsun gerekse erkek olsun yahudi dışında birisiyle zina yapmak mübahtır.

2 - Yahudi kadının kocası, karısının yatağında zina etse de şikayet etme hakkı yoktur

3 - Yahudinin hanımıyla dübüründen cinsel ilişkide bulunması caizdir. Çünkü bir yahudi erkeği için kadın, kasaptan satın aldığı et gibidir. İster onu haşlayıp yer isterse de kızartıp yer.

4 - Şayet yahudi rüyasında annesiyle cima yaptığını görmüşse kendisine hikmet ve ilim verilecek demektir. Şayet rüyasında nişanlısıyla cima yaptığını görmüşse o zaman yahudi şeriatının yılmaz bekçisi olacak demektir. Şayet yahudi rüyasında kız kardeşiyle cima yaptığını görmüşse kendisine çok üstün akıl bahşedilecek demektir. Şayet rüyasında akrabasının hanımıyla zina ettiğini görmüşse kendisi ebedi bir hayata kavuşacak demektir.

Beşeriyyetin Kanını Emen Yahudiler

 

Şimdi biz bu mücrimlerin adetlerinde birisi olan vahşice ve gaddarca uygulanan dini bir alışkanlıklarına değineceğiz.

İşte bu vahşice alışkanlıkları:

Yedikleri bayram böreğinin hamuruna karıştırmak için kendisinden başkasının kanını akıtmak.

Bu, Yahudilerin tarihin her döneminde devamlı olarak sürdüre geldikleri korkunç, vahşice ve gaddarca uygulanan alışkanlıklarından sadece birisidir.

 

Yahudilerin meşhur iki önemli bayramları vardır. Bu her iki bayramda da yahudiler hamuruna insan kanının karıştırıldığı böreği yemedikçe sevinçleri asla tamam olmaz.

1. Bayramları: Purim bayramı (Her senenin mart ayında)

2. Bayramları: Pasouer (FISH) bayramı. (Her senenin nisan ayında)

Purim bayramının kurbanları özellikle erişkin genç delikanlılardan seçilir, şu veya bu şekilde kan alınarak bu kanın pıhtılaşması sağlanır. Sonra kurumuş küçük parça halinde olan bu kan pıhtısı parçacıkları bayram böreği hamuruna katılır. Geriye kalan kan pıhtısı ise gelecek bayramlarda kullanılmak üzere muhafaza edilir.

Passouer Bayramı’nın kurbanları ise özellikle on yaşını aşmamış olan çocuklardan seçilir ve bu kurbanların kanı ya pıhtılaştırılıp küçük parçalar halinde yada pıhtılaşmadan sıvı olarak direk börek hamuruna karıştırılır ve yemek zevkle yenir.

Bu bayramlarda kurban edilen kişilerin kanlarını akıtmanın değişik yönleri vardır. En önemlisi ve bilineni "İĞNELİ FIÇI" usulü.

Bu yöntemde kanı alınacak kurbanın içine sığabileceği ebat da fıçı ve her bir parçasından yavaş yavaş kan akıtabilmek için fıçının her tarafına döşenmiş kurbana batırılan sivri iğneler vardır. Fıçının alt tarafında ise akan kanı toplamak içinde bir kap bulunur. Yahudiler fıçının altındaki kaba yavaş yavaş kanın dolduğunu gördükçe sevinçten öte büyük bir mutluluk ve haz duyarlar.

Diğer kan akıtma ve alma yöntemleri ise ya bir koçun kesilmesi gibi kanın tamamen vücuttan atılmasını sağlayacak boğazdan yada vücudun belli  yerlerindeki damarların kesilmesi şeklinde olmaktadır.

Sonra şu veya bu şekilde toplanan kurbanın kanı adeta kana susamış olan yahudilerin ilahı Yehova’yı bu kanla karıştırılmış mukaddes böreklerle razı ettirmeye uğraşan hahamlara teslim edilir.

Yahudiler bu iki bayramlarında hamuruma kendilerinden başkalarının kanı karıştırılmış börekleri yemedikçe, sevinçlerinin doruk noktasına asla ulaşamazlar.

 

İşte bütün bu söylediklerimiz yahudi kahinlerinin, Tevrat hahamlarının içlerini kemiren kine, karakterlerini uygun olan bozgunculuğa, hasetlerine, sinsice hareketlerine, gelmiş geçmiş dünya devletlerinde eşi görülmemiş bencilliklerine uygun olarak yorumladıkları ilkeler ve kurallar yumağının bir kısmını teşkil eder.

Kendi kişiliklerinde bulundurdukları aşağılık sıfatlarıyla yahudiler kendileri demese bile bu vasıflarıyla insanlığın düşmanı olduklarını bizzat ortaya koymaktadırlar. Çünkü onlar nebilerini öldüren, yılan gibi sokup sonra aniden çekilen yılan tabiatlı, iki yüzlü, inatçı ve sert kalpli bir topluluktur.

Yahudiler, her nereye yerleştiyseler oranın içlerine nüfuz ederek bir takım tuzak, hile, kadın, rüşvet ve bundan başka tahrif olunmuş dinlerinin mübah kıldığı her türlü alçak ve sinsice yollarla gizlice iktisadi, siyasi, toplumsal ve kültürel baskıyı kurmak için olanca güçleriyle çalışmışlardır. Bu alçakça işlerini yapma noktasında kendisi dışındakilerin çıkarlarının ancak yahudi çıkarlarına uygun olarak hareket edildiğinde gerçekleşeceği ve kendisinin alçakça işlerine karşı tavır alarak onu ortadan kaldırmaya yönelik teşebbüslerin faturasının bu tür girişimde bulunana ödettirileceği imajını verdirecek duruma gelmiştir.

Yahudiler, çeşitli yerlerde dağınık olarak yaşamalarına ve sayılarının az olmasına rağmen yinede uluslararası düzeyde yardımlaşma ve dayanışmaları gerçeği inkar edilemez. İşte bu yardımlaşma ve dayanışma yerel ve genel olarak bütün dünyada olan etkinliklerinin kuvvetli olmalarının, ticaret ve bundan başka sahalardaki başarılarının yegane sırrıdır.

Yahudilerin hayatı kabile ve çöl hayatı esasına uygunluk arz eder. Dünyaya bağlı olmalarına rağmen insanlardan apayrı yaşamayı tercih etmişlerdir.

(Yahudiler sadece kendilerinin yaşadıkları, kendilerinden başkasının oturmasına müsaade etmedikleri onlara has olan "El-Gito" adındaki yerlerde ikamet ederler.)

 

Bu dünyaya bakış açıları sadece düşmanlıktan ibarettir. Fakat bu dünya gerek siyasi gerekse ekonomik yönden onlardan daha güçlü olduğunda ona boyun eğmek zorunda kalırlar. Şayet yahudiler bu noktalarda güçlüyse bu sefer onu kendilerine boyun eğdirirler. İşte bu sebepten, onlara baskı yapmaktan veya mevcut baskıyı ortadan kaldırmak arzusundan dolayı kendilerini bu olaya hazır tutmak amacına yönelik olarak silahlanmışlar ve halende silahlanmaktadırlar.

Yahudiler karakter olarak korkak bir kavimdir ve özellikle ölümden çok korkarlar. Savaştıkları zaman düşmanları onları görmesin ve onların farkına varmasın diye bilhassa gece savaşlarını ve ayrıca korkaklıklarından olsa gerek; evlere, duvarlara ve kendilerini koruyabilecek çetin burçlara sığınmayı tercih ederler.

Yahudilerin tahrif olunmuş dinleri, onlara zaferden sonra yapılacak ilk iş olarak ele geçirilmiş olan bölgelerdeki erişkin olan adamların onlardan hiç birinin kalmamacasına boyunlarının kılıçtan geçirilmesini, bütün kadın ve çocukları köle olarak almayı ve orada bulunana menkul ve gayrı menkul bütün mallara el konulması gerektiğini öngörmektedir.

 

Yahudiler, hayatları boyunca fesadın, kötülüğün ve fuhşun odağını teşkil ettiler. Rezilliği yaydılar ve erdem(fazilet)’e karşı savaş açtılar.

Yeryüzünde mevcut bulunan genel evlerin sahipleri durumunda olan yahudiler her mekanda cinsi burhan ve çöküntüyü yaydılar. Onlar insanlığı değerleriyle yok edebilmek için rezilliği yaymada, faiz yada daha değişik yollardan halkı sömürerek temin ettikleri serveti bu pis amaçlarına yönelik olarak kullanmaktadırlar. Onlar kendilerinde şeref, haysiyet bulunan herkese düşmandırlar. Onlar kendilerinden başkalarını hakir görerek, onların servetlerine konmakta, ırzlarına geçerek şereflerini beş paralık etmekte, kısacası kendilerinden başkalarını şu veya bu yönden tamamen parçalamaktadırlar.

Yahudilerce tapılacak ilk ve son yegane varlık sadece altındır. Diğer insanlardan daha fazla onu yüceltmek ve onu toplamak biriktirmek için değişik metotlar uygulamaktadırlar.

Sonra bu elde ettikleri altınları kendileri dışındakileri ortadan kaldırmak, ahlakını ve değerlerini yok etmek, bu dünyayı hegemonyaları altına almak için yaptıkları planların ve isteklerinin gerçekleşmesi yönünde kullanmaktadırlar.

Yahudiler bilhassa nüfusu kalabalık olan ve ticari limanlara sahip olan yerlerde toplanırlar. Ki böylelikle buralardan kaçmak veya birilerini kaçırmak ve birbirleriyle ilişkilerini kısıntısız ve daha kolay yapabilmek mümkün olsun.

 

Allah-u Teala Kur’anın bir çok yerinde yahudilerin durumlarını ve ahlaki tavırlarını vasfetmiştir.

1 - Onları kibirle vasfetmiştir.

"Onların göğüslerinde kibirden başka bir şey yoktur." (Gafir: 56 )

2 - Onları korkaklıkla vasfetmiştir.

"Onlar sizinle toplu olarak, ancak surlarla çevrilmiş kasabalar içinde veya duvarlar arkasından savaşı kabul ederler." (Haşir: 14 )

3 - Onların dünyaya tapındıklarını ve bu dünya hayatına en düşkün kavim olduklarını zikretmiştir.

"Andolsun ki, onların hayata diğer insanlardan daha fazla düşkün olduklarını görürsün." (Bakara: 96)

4 - Onları anlaşmalarına sadık kalmamalarıyla vasfetmiştir.

"Sözlerini bozdukları için onlara lanet ettik, kalplerini katılaştırdık." (Maide: 13)

5 - Onları yalancılıkla ve haram malı yemekle vasıflandırmıştır.

"Onlar yalana kulak verirler, haram yerler." (Maide: 42)

6 - Onları cimrilikle, Allah’a karşı iftira atmakla vasıflandırmıştır.

"Yahudiler "Allah’ın eli sıkıdır" dediler. Dediklerinden ötürü elleri bağlansın,  lanet olsun." (Maide: 44)

7 - Onları insanlar arasındaki harbi kızıştırmak, fesat ve kini yaymakla vasıflandırmıştır.

"Savaş ateşini ne zaman körükleseler,Allah onu söndürür.Yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar." (Maide: 44)

 

İşte bu karakterlerinden ötürü yahudiler her nereye yerleştiyseler bütün devletler onları tehlikeli bir unsur olarak görmüşler. Karakterlerinin bozukluğu nedeniyle bir çok baskıya maruz kalmışlardır.

Ancak bu baskılar onlara bir çok faydalar sağladı. Öyle ki bu baskılar süresi boyunca yahudi halkı liderlerine daha çok bağlandılar ve kendilerinden bu ezaları defedebilmek için birbirleriyle daha fazla yardımlaştılar ve birbirleriyle daha sıkı dayanışma içinde oldular.

Yahudilerin karşı karşıya kaldıkları bu durumlar karşısında takındıkları ortak tavırlar liderlerinin karlarlarına, katlarında ki tahrif olunmuş kitaplarda ki öğretilerin her asra uygun olarak onlara öngördüğü temel ilkelere uygunluk arz etmektedir.

İnşallah bu gelecek bölümde bu asır ve diğer gelecek asırlar için yakın tarihte derlenmiş olan siyonist hakimler protokollerini ele alacağız.

 

Modern Asırda Yahudiler ve Protokollerin Hikayesi

 

Siyonist hakimlerin protokolleri veya daha doğru bir deyişle kararları modern asırda şimdiye kadar bu dünyayı bozguna uğratmak ve onu yıkmak için tasarlanan planların belki de en tehlikelisidir. Bu protokolleri dikkatlice okuyan, yeryüzünde mevcut fitne, fesat çalkantıları, her türlü sahada çöküntü gibi insanlık dramlarına bakıp protokollerde okuduklarıyla yeryüzünün bu durumlarını kıyaslama yaparak aralarında ki uygunluğu görenden başkası protokollerin tehlikesinin boyutlarını idrak edemez.

İşte ancak o zaman bir fert, yeryüzünde tahakküm kurmak ona egemen olmak için kendi menfaatine ulaşmak amacına yönelik korkunç yahudiliği ve tuzaklarını anlayabilir.

Günahkar şeytan huylulardan oluşmuş bir topluluğun fertleri farzı mahal yeryüzünü köleleştirmek için en korkunç ve en belalı planları çıkartmada birbirleriyle yarışsalar dahi yeryüzünde mutlak bir yahudi hakimiyetini sağlamak için 1897 tarihinde alçak siyonist hakimlerin ilk konferanslarında ortaya çıkarttıkları belalı planlar, hile ve desiselerden daha alçağını çıkarmaya muvaffak olamayacaklardır.

Bu protokollerde yahudi liderlerin zaman açısından her yahudinin yapması gerektiğini sıralamışlardır.

Mesela yahudi aşağıdaki üç ana zaman dilimine uygun olarak faaliyetlerini düzenler.

 

a - Filistin de İsrail devleti kurulmadan önce.

b - Filistin de İsrail devletinin kurulması esnasında.

c - Filistin de İsrail devleti kurulmasından sonra.

İlk Siyonist Konferans Kararları ve Protokollerin Gizlice Elde Edilmesi

 

Yahudi liderlerin 1897 den 1951 e kadar tam 23 konferans düzenledi. Bütün bu düzenlenen gizli konferanslarda ki amaç uluslar arası siyonist devletinin kurulmasını amaçlayan ilke ver planların öngörülüp fertlere öğretilmesiydi.

Onların ilk konferansı İsviçre’nin (Basel) şehrinde Therodor Hertzer başkanlığında 1897 yılında düzenlendi.

Bu toplantıya 50 yahudi derneğini temsilen yaklaşık 300 alçak, gaddar ve hareketlerinde sinsice davranan temsilci katıldı.

Bu temsilciler, konferans da Hz. Davud aleyhisselam’ın neslinden olan bir kralın tacı altında bütün dünyayı köleleştirmek amacına yönelik gizli bir takım kararlar aldılar. Bu kararlar en ince gizlilik kurallarına uyularak, başkalarının dikkatini çekmesine fırsat vermeyecek şekilde koruma tedbirleri arasında alındı.

(Therodor Hertzer; Siyonizmin kurucusu 1860 yılında Budapeşte de doğdu. Daha sonra Viyana’ya gitti. 1895 de yahudi devleti adında bir kitap yayınladı. 1904 de öldü ve naşı Filistin topraklarına getirilerek gömüldü. ( Siyasi sözlük sf.1674) )

Aldıkları Kararların Bazı Hususiyetleri

 

1 - Yahudi yeryüzünde mevcut bulunan idari sistemlerin bozuk olduğunu düşünür ve bu durum karşısında kendisi için yapması gerekenin yahudi devleti kuruluncaya kadar bu mevcut idari sistemlerini biraz daha bozmak olduğuna inanır.

2 - İnsanlar üzerine hakim olma sanatı öyle kutsal bir sanattır ki bunu yahudiler den başkası beceremez.

3 - Yahudiler dışındaki bütün insanlara aşağılık hayvan sürüleri gibi hükmedilmesi gerekir.

4 - İnsanları şehvete sürüklemek, rezilliği yaymak, tam manasıyla bozuluncaya kadar gençliği ahlaki çöküntüye uğratmak. Böylelikle fertler kendilerini yahudinin ayağının altına atmaktan başka çıkar yol bulamayacaktır.

5 - Yahudi dışında bütün insanlar özelliklede liderler, tehdit, mal, kadın, makam, mevki bunun gibi unsurlarla ulaşılmak istenen amaçta kullanılırlar. Böylece lidere bağlı toplum fertlerini de kendilerine boyun eğdirmeleri ve köleleştirmeleri kolaylaşır. Bu sebeple özellikle bu fertler yahudilerin ellerinde satranç taşları haline döner.

6 - Yeryüzünün rahatsız olması ve böylelikle bu rahatsızlığın ortadan kaldırılması amacıyla yahudiden yardım istenip onun hakimiyetine boyun eğilsin diye sürekli ekonomik krizler meydana getirilmesi gerekir.

7 - Bütün basın organları, gazeteler, okullar, üniversiteler, tiyatrolar, sinema şirketleri, bilimsel araştırma ve toplantılar, borsalar, açık arttırma ve halkın katında önemli diğer bütün fonksiyonel birimlerin hepsinin yahudi hakimiyeti altında olması gerekir.

 

İşte bu saydığımız maddeleri pratiğe aktarabilmemiz için, insanları fesada uğratmak, vicdanlarına hükmetmek, yeryüzünde mutlak hakimiyeti sağlamak için stoklanan altın servetini kullanmak gerekir.

Protokoller Nasıl Ele Geçirildi

 

Fransız bir bayan (Etkin bir hahamın metresiydi ve Rusya hesabına casusluk yapıyordu.) bu konferanslar esnasında Fransa’da bulunan  masonların gizli yerlerinden bazı belgeleri alarak onları kaçırmayı becerdi ve onları çarlık zamanında doğu Rus halkı meclisi büyüklerinden Alex Nikolas Nifteş’e ulaştırdı. Bu adı geçen şahıs protokollerde yer alan yeryüzüne karşı özelliklede kendi ülkesi Rusya’ya karşı yahudilerin kötü emellerini ve bu protokollerin tehlikeli olduğunu anlayınca, bu belgelerden istifade etmek ve bir müddet sonra da neşretmek için kendi elinden daha güvenilir bir yere koydu. 

Sonra Rus bilginlerinden o zamanki siyasi hadiselerle iç içe olan yeterli dakik ilme sahip bulunan arkadaşı Nilos’a verdi.

Sergyei Nilos da bunların oldukça tehlikeli tarihi bir belge olduğunu anladı ve daha önce seneler boyunca tahakkuk eden önemli siyasi olayların protokollerde takdir olunduğu gibi vuku bulduğunu görünce kendi ülkesi Rusya’da ileride olması muhtemel olan  olayları bu protokollerdeki ipuçlarıyla tahmin etti.

 

Tahmin ettiği olayların bazıları şunlardı:

- Rusya’da çarlığı yıkıp yerine komünizmi yaymak ve orada gaddar, kanlı diktatörce ve zorba bir yönetim sistemi yerleştirip uygulamak ve de orayı hile ve tuzakların yuvası haline getirmek.

- Yahudi devleti kurulmadan önce yahudiler tarafından Osmanlı hilafetinin kaldırılması ve yahudilerin Filistin’e tekrar dönerek İsrail devletini kurması.

- Avrupa’da krallığın ortadan kaldırılması, galip olanın mağlup olanla birlikte kaybettiği ve ganimetlerini yahudilerden başkasının elde edemediği dünya savaşına neden olmak.

 

Bunlardan başka yeryüzünde fitneyi yaymak, mili ekonomik buhranlar, stokladıkları altına dayalı bir ekonomik yapılanma ve gözlerimizle bugün gerçekleştiğini gördüğümüz diğer başka planlar.

Rusya’da Yahudi potansiyeli ve etkinliği Amerika’daki yahudilerin potansiyeli ve etkinliği gibi hatta daha fazladır. Yahudiler, dünya çapında bu iki süper gücü birbirlerine düşürmek ve onları savaşa sokmak istemektedirler. Bazı devletleri  ise sırf kendi menfaatleri için savaştan uzak tutup, onları harbe karşı tarafsız ilan etmek yine yahudilerin başının altından çıkmıştır. Kendisinin savaşa soktuğu devletler bu çetin, kızgın savaş boyunca yavaş yavaş zayıfladıkça, yahudilerde Hz. Davud aleyhisselam’ın neslinden olan bir kralın tacı altında bütün yeryüzünde hakimiyet kurma arzusu daha da artmaktadır.

Protokollerin Yayılmasının Yahudilerde Meydana Getirdiği Dehşet

 

1901 senesinde NİLOS’un eline geçen kitap Rusya’da ilk kez 1902 yılında birkaç nüsha halinde basıldı. Böylelikle yahudilerin insanlık üzerine tasarladıkları korkunç emel ve niyetleri gün ışığı gibi ortaya çıktı. Korku, heyecan ve dehşetten şaşkına dönen yahudiler yeryüzünün kendi şer planlarını öğrenmeye başladıklarını gördüler. Böylelikle Rusya’da yahudilere karşıt hareketler yaygınlaştı. Hatta bir keresinde yahudilerden on bin kişiyi öldürdüler. Yahudiler bu durum karşısında paniğe kapıldılar.

Bunun üzerine siyonizmin babası kötü ve iğrenç ruhlu liderleri Thedor Hertzel harekete geçti ve bu skandal karşısında bağırıp çağırmaya ve yırtınmaya başladı. Akabinde ise "Kudüs Akdas" yerinden yahudilere ait bazı gizli vesikaların yayılmasının kendilerine zarar getireceğini ifade eden bir demeçte bulundu. Bu demecini sadece yahudiler arasında yayarak bu konu üzerinde kendilerinin ehemmiyetle durmaları gerektiğini vurguladı. Bunun akabinde yahudiler bu protokollerin kendilerine ait olmadığını sadece kendilerine atılmış bir iftira olduğunu belirtmelerine rağmen dünya halkı onların bu iddialarına inanmadı.

Zaten yeryüzünde vuku bulan olayların yalnız yahudi çıkarlarına tesadüfen ve her zaman için uygun düşmesi mümkün değildir. Şayet bu uygunluk her zaman için yahudi lehine gelişim gösterip yahudi dışında kalanların ise aleyhlerine gelişim gösteriyorsa bunun rastlantı olması mümkün değil, bilakis amaçlı ve belli bir program dahilinde cereyan eden olaylar zinciri şeklinde düşünülmesi gereken bir gerçektir.

İşte bu bütün önemli dünya olaylarında yahudi parmağının varlığını gösteren yeterli bir kanıttır. Bunda şüphe ve inkarı gerektirecek bir sebep yoktur. Yahudilerin kendilerini savunmak için ortaya attıkları iddialardan insanlar yüz çevirdiler ve bu protokollerin yahudilerin kendilerinin yapmış olduğuna tam ve kesin olarak inandılar. Bu protokoller bir yandan yayılırken, bir yandan da çeşitli Rus dil ve lehçelerine tercümesi yapıldı. Bundan sonra Rusya’nın her yanında yahudilere işkenceler baskılar yaygınlaştı.

Bunun üzerine yahudiler haklarında yazılmış ve sürekli bir şekilde yayılmakta olan kitapların fazla yayılmasını önlemek için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Meseleyi en kısa yoldan kapatmaya çalıştılar. Bu yüzden piyasadaki fiyatı ne olursa olsun nüshaları satın almaya başladılar. Fakat piyasadan bütün nüshaları çekmekte başarısız kaldılar. Son çözüm çaresi olarak Rusya’ya diplomatik baskı yapma yoluna gittiler. Böylelikle de aleni olarak kitabın neşrini durdurmak ve kendilerine karşı yapılan baskı ve işkenceleri yok etmek için Avrupa’nın değişik bölgelerindeki özellikle İngiltere’deki liderlerden, değişik otoriter güçlerden yardım istediler ve bu amaç uğrunda bir takım tehditleri, kadını ve altını araç olarak kullandılar. Ve uzun süren çabalar amaçlarına ulaştılar.

Fakat Nilos yahudilerin baskısı yapılan kitaplara neler, yaptığını, o kitapları bir an önce piyasadan çekmek için nasıl çalıştıklarını ve olayı kapatmak için ne denli uğraştıklarını ifade eden önsözüyle beraber yahudiler hakkındaki bu protokolleri içeren kitabı 1905 yılında tekrar neşretti. Bu baskı gizli yollarla ve her nedense olağanüstü bir hızla tükendi. Çünkü yahudiler bütün alçak ve hileli yolları kullanarak kitabın nüshalarını piyasadan çektiler ve sonra yaktılar. Kitap, 1911 senesinde tekrar basıldı ve ilk baskıda olduğu gibi yine hızlıca tükendi.

Kitap 1917 yılında tekrar basıldığında başa geçen yeni komünist Rus hakim kitabın son baskısına el koydu. Bu el koyma hadisesi her nedense Çarlık Rusyasında olmuyor da 1917 Rus-Bolşevik devriminin hemen akabinde gerçekleşiyor. İşte bu, Rusya’daki komünist devriminin mimarlarının kimler olduğunu bize apaçık bir şekilde açıklayan bir kanıttır.

İhtilalden sonra Rusya’da protokoller hala kayıptır. Kitabın 1905 baskısından bir nüshası Londra’daki Britanya müzesine ulaştırılmış orada mühürlenmiş ve 1917 Rus Bolşevik inkılabı oluncaya dek bu nüsha öylesine bırakılmıştı. Bu sıralarda Rusya’da gerçekleşen inkılabın detaylarıyla ilgili haberleri yayıp, gazeteye aktarmayı Morning Post gazetesi muhabirlerinden Victor Marsden üstlendi. Bu muhabir Rusya’ya gitmeden önce ziyaret ettiği Britanya müzesinde içinde protokollere ait olan nüshayı okudu. Sonra bu nüshanın nedenli tehlikeli olduğunu ve yahudiler için açıklanması halinde oldukça zararlı olabilecek bir belge niteliğinde olduğunu anladı.

Kitabın yazarı olan Nilos’un protokollerden edindiği bir takım ipuçlarından Rus ihtilalinden on iki sene öncesinden Rusya’da böylesine bir ihtilalin gerçekleşeceğini tahmin etmesi ve bunu kitabında aktarması İngiliz gazete muhabirinin dikkatini çekti. Bu yüzden kitabın ilginçliği ve gerçekçi oluşundan dolayı İngilizce’ye tercüme etmeye karar verdi ve onun bir an önce neşredilmesi için kolları sıvadı. İngilizce’ye tercüme edilen bu kitap birbiri ardı sıra defalarca basıldı.

Beşinci ve son baskı 1921 yılında yapıldı. Bu tarihten sonra ne İngiltere’de ve ne de Amerika’da hiçbir yayımcı bir daha kitabın basımına cesaret edemedi.

1919 senesinde kitap Almanca ya tercüme edildi ve Berlin’de yayınlandı. Sonra bir çok nüshası toplatıldıktan sonra basımı durduruldu. Bu olay Almanya’da mevcut yahudi potansiyelinin ne kadar etkin olduğunun açık bir delilidir.

Yahudilerin, protokoller gerçeğini dünya halkının gözlerinden uzak tutmadaki olağanüstü gayret ve çabalarına rağmen, kitabın savaştan sonra Fransa, İtalya, Polonya, Amerika, gibi ülkelerde yerel dillere olan tercümeleri yayıldı. Ancak her nedense buralardaki nüshalarda ansızın ve şaşırtıcı bir şekilde piyasadan hızla kaybolmaktaydı. 

Protokoller Hikayesinin Devamı

 

Britanya’da yayınlanan protokollerin halkın üzerinde ve değişik yönlerde meydana getirdiği etkiler sona ermedi ve gazeteler bu protokoller hakkında yazmaya başladı. Yahudiler bu durumlar karşısında tavırlarını takındılar ve İngiltere avam kamarasındaki temsilcilerden bu kitabın neşrinin bir an önce durdurulmasını ve tamamen neşrinin yasaklanması noktasında yardım istediler. Hatta bu amaçla İngiltere içişleri bakanının bu olayla ilgilenmesi için amansız bir uğraş verdiler ama içişleri bakanı bu yardım etme işinden kaçındı. Bakanın bu işten kaçınmasının sebebi ise bu kitabı yasaklama yetkisinin bizzat kendi görevine dahil bir iş olmadığı şeklindeydi. Fakat bakan, şayet kendileri için uydurulmuş, düzülmüş bir iftira bu bahsedilen kitap da mevcutsa, bu konu hakkında mahkemelere başvurabileceklerine dair bir açıklamada bulundu. Ancak bu açıklama, daha doğrusu bakanın kendileri için yardım şeklinde değerlendirdiği bu teklifi yahudiler için uydurulmuş olan bu protokoller hakkında mahkemeye başvuracak olsalar o zaman mahkemenin protokollerin kendilerine ait olduğunu ve yalan, hile ve tuzaklarını ortaya çıkartıp bütün insanlara yayacağını sezince mahkemeye başvurmaktan kaçındılar.

Bu şekilde başarısızlığa uğratılınca yahudiler eski usullerine döndüler ve kitabın nüshalarını satın alıp bir an önce uzaklaştırmaya çalıştılar. Kendilerine yapılan bu protokollerden ötürü yaygınlaşan zıd hareketlere karşı kendilerini koruyabilmek ve faaliyetlerini daha rahat sürdürebilmek için teklif ettikleri mal, makam, kadın ve diğer etkenlerle yazarları kendi taraflarına çektiler ve onları kendi lehlerine uygun olarak yazmaya teşvik ettiler.

Fransa’da kitabın yakında çıkacağına dair haber aldıklarında aynı taktiği uygulayarak Fransız hükümetine kitabın neşrinin durdurulması için baskı yaptılar. Fakat Fransa’da İngiltere içişleri bakanının onları mahkemeye başvurmalarını önerdiği gibi mahkemeye başvurabileceklerini söyleyince foyalarının ortaya çıkmaması için mahkemeye güya haklarını aramak için başvuramadılar. Bu mahkemeler yahudilerin protokol gerçeğini apaçık ortaya koyabilecek bir yerdi. Zaten yahudiler bu tutumdan ısrarla kaçmaktaydılar.

Bu kitabın tercümesi ve yayılması hususunda ya da herhangi bir vesileyle yardımda bulunan hiçbir kimse yoktur ki onun hayatı suikast sonucu veya esrarengiz bir şekilde sona ermesin. İşte yahudilerin  düzenlediği bu suikast ve şüpheli ölümler insanların o kitabın basımını ve tercümesini yapmasına mani oldu.

İnşallah şimdi size günümüz dünyasında protokol maddelerinin içeriğiyle uygulaması arasındaki ilişkiyi görebilmemiz için bazı protokol maddelerini sunacağız.

Protokollerin İçeriği ve Pratikte Uygulaması

 

Din ve Akide Sahasında

 

Yahudi protokolde şöyle demektedir:

Allah fikrini, yahudilerden başkalarının zihinlerinden silmemiz, bunların yerine de matematiksel teoriler veya maddiyat düşüncesini koymamız gerekmektedir.

Pratikte Uygulaması

Bütün yeryüzünde bugün filanın devrimi, yok filanca hükümdar, yok filanın nizamı gibi sözlerden başkasını işitemez olduk. Yahudiler günümüz insanını yiyecek, içecek, sıhhat, afiyet, dünya mutluluğu gibi esas meselelerin yanında tali kalan basit meselelerle meşgul ettiler. Bütün bu basit konuları ve yahudi düsturlarını, ilkelerine her sabah okul marşı, ordu marşı veya devletle ilgili yayımlanan birtakım bildirilerle, metinlerde tekrarlandığına bizzat şahit olmaktayız.

Her şeyi düzene koyan, hesapsız rızıklandıran, yegane yaratıcı ve nimetleriyle insanları terbiye eden ve yalnız ve yalnız kendisinin hükmüne tabi olunması gereken Allah’ın zikri, ismi anılmaz oldu.

Oysaki mevcut düzenin hükümdarının ismini, makamını yüceltmek ve onun adına savunuculuk yapmak (kralcı tellallığı) vatandaşların tek uğraşısı haline geldi. Allah’ın rahmet ettiğinin dışındaki nefislerde akaidin, dinin, İslam’ın yerini hükümdar ve parti aldı ve böylelikle şirk iyiden iyiye yaygınlaştı.

 

Yahudi protokolde şöyle demektedir:

Biz din adamlarının namını, itibarını düşürmek noktasında son derece özen göstermeliyiz. Bu şekilde davet ettikleri dini kötülemiş oluruz.

("Din adamları" hristiyanların alimlerine verdikleri bir lakaptır. Ancak İslam dininde herkes bir din adamıdır ve dinin koruyucusudur. İslam da bir öğreten bir de öğrenen vardı. Hıristiyanlarda olduğu gibi bir sınıf farkı yoktur.)

Pratikte Uygulaması

Kişilerde İslam dininin ve akidesinin kök salmasını engellemekte başarılı oldular.

Yahudi yardakçı ve dalkavukları müslüman olan şeyhleri, vaiz-hatiplerini ve alimlerini gericiler, fikir ve düşüncelerini ise kapkaranlık olarak değerlendirdiler. Bu çirkin amellerini alayla, hilekarlıkla yerine getirdiler.

İnsanları ne olduğu belli olmayan müzikle, şöhret kapılarına tırmanma yolunun sinema artistliğinden, tiyatroculuktan geçtiği düşüncesi ve bunlar gibi öylesine şeylerle oyaladılar ki artık insanlar başlarındaki hükümdarların hayatını Rasulullah’ın hayatından daha iyi bilir hale geldiler.

Bu çalışmalarıyla yalana dayalı propagandalarıyla, sahte ve süslü reklamlarıyla imanı zayıf olanları İslam’dan uzaklaştırmaya ve onları yeryüzünde fitne ve bozgunculuğun kök salmasında bir araç olarak kullandılar.

Bu konuda günümüz dünyasında yahudilerin muazzam bir başarısı söz konusudur.

Siyaset Alanında

 

Yahudi protokolde şöyle demektedir:

Şayet herhangi bir kimse idareci olmaya talip veya idareye hakim olmak istiyorsa isteğine kavuşabilmesi için muhakkak bu şahsın hileye ve yalana başvurması gerekmektedir.

Pratikte Uygulaması

İşte bu anlayış halklarını hiçe sayan, hakir gören ve onları sevimli boş vaatlerle kandıran hükümdarların katında bir temel taştır, adeta.

Şayet halk, onlardan kendilerine vaadettikleri sözleri yerine getirmelerini isterse, hükümdar ya onları hapse tıkar veya sürgün eder ve yahut da en sonuncu ve kesin çözüm olan idama sürükler.

Oysaki hükümdarın halkına yerine getirmek üzere verdiği sözler kağıtta yazıldığı mürekkebinden daha öteye bir uygulama sahası bulmaz.

 

Yahudi protokolde şöyle demektedir:

Rüşvetten, hıyanetten ve yalandan vazgeçmememiz gerekir.

Pratikte Uygulaması

Yeryüzünde artık  rüşvet ve hıyanet at başı farkla gitmektedir. Gerek muamelet de olsun gerekse diğer cari konularda olsun rüşvet yaygınlaşmış bir durumdadır. Bundan dolayı da insanlar birbirine düşmüş ve aralarında kindarlık duyguları peydahlanmıştır.

 

Yahudi Protokol de Şöyle Demektedir:

Yahudiler ideal hükümeti şu şekilde tarif etmektedirler. Yalnızca tek bir şahsın bünyesinde odaklaşan, tek yönetim tarzlı ve kararların tek merciden alındığı bir devlet.

Pratikte Uygulaması

Günümüzde devletler ya diktatör ya zorba hükümet yada tek bir yöneticinin emriyle istediği şekilde, nefsinden kaynaklanan hükümlerle yönetilmek durumundadır. Bu şekilde ki devlet yönetimi tarzında halkın kendi sorunlarına cevap arayabileceği bir meclis oluşturulsa da bu düzmece, göstermelik meclisin, bazı olaylarını gizlemek ve dünya kamuoyuna şirin görünmek ve de halkın gözünü boyamaktan başka bir özelliği yoktur.

 

Yahudi Protokol de Şöyle Demektedir:

Avrupa ve diğer kara parçalarında terörizmi ve anarşiyi yaymamız gerekmektedir.

Pratikte Uygulaması

Dünya neredeyse günlük devrimler, ihtilaller ve karışıklarla karşı karşıyadır. Her nedense bu günlük ihtilallerin çoğunluğu özellikle kendisine müslüman! denen ülkelerde tahakkuk etmektedir. Öyle ki buralarda kominizim, kapitalizm, demokrasi, liberalizm, laiklik, milliyetçilik, sosyalizm v.b. Gibi beşeri sistemlerin oldukça sık konuşulduğuna ve bunlara dayalı bir sistemle halkı idare etmenin çabası içerisinde olunduğunu görebilmek mümkündür.

 

Yahudi Protokolde Şöyle Demektedir:

Biz toplumun arasından idare edilmeye ve boyun eğmeye meyilli, hüküm koyma noktasında deneyimi olmayanlardan zaptettiğimiz hükümeti yöneten hakimler seçeceğiz ki bu şekilde  bu tecrübesiz hakimleri ellerimizle kukla gibi oynatalım ve istediğimizi yaptıralım.

Pratikte Uygulaması

Ülkeye askeri bir darbe sonucu gelen hükümdar makam koltuğuna oturur oturmaz, gerçekleştirdikleri bu ihtilalden elde ettiklerini korumak, vatandaşlarının güvenliğini sağlamak ve kendi nizamlarının bir gereğidir diyerek her türlü hareketi meşru görerek güya halkın istikbali için sıkı yönetim ilan eder.

Yahudi’nin burada ki asıl amacı kendilerine gerek korktuklarından gerekse de maddiyattan dolayı bağımlı olan kişileri idareye yerleştirerek onları hakim yapmak ve bu şekilde de hüküm koyma yetkisini tamamen ele geçirmeye yöneliktir.

 

Yahudi Protokolde şöyle demektedir:

Baştaki hükümdara ancak bizim direktiflerimizle, birçok manaya yorumlanabilen, oynak kanunlar icad etmesi istenir. Ancak o zaman bizim aleyhimize görünen kanunları kendi lehimize çevirmek imkanı olur. Şayet kanunlar her zaman bizim lehimize gelişme gösteriyorsa o zaman bu kanunları iptal etmemize gerek yoktur.

Pratikte Uygulaması

Öncelikle teröristlerden, çapulculardan ücretli memurlardan seçilen bir gurup halkı epeyce zorlayacağa benzeyen kanunlar yaparak insanları bu koydukları esaslar dahilinde hareket etmelerini şart koştular. Ülkede çok şiddetli sıkı yönetim ilan ettiler. Daha sonra zamanın geçmesiyle bu kanunları istedikleri doğrultuda lehlerine çevirdiler. Halkın istediğini, yaşama hakkını ve en önemlisi de insanlık hiç umursamadan kafalarına estiğince yaptılar.

Teşkilat ve Plan Sahasında

 

Yahudi protokolde şöyle demektedir:

Yeryüzünün her tarafında, yegane hakimiyetimizi sağlayacağımız vakte ulaşıncaya dek kendimizi her yönden yetiştireceğiz ve mason localarını elimizden geldiğince arttıracağız. Bu localar, insanları bizim elimize düşürecek birçok tuzaklar ve çeşitli ağlarla dolu olacak. Bu localarda insanlığı kumanda etmenin ince planlarını ve düzenlemelerini yapacağız.

Pratikte Uygulaması

Yeryüzünde meşhur şahsiyetlerinin çoğunluğunun mason olduğuna tanık olmaktayız. Bu kişiler öncelikle kendisine müslüman (!) denilen ülkelerde ve özelliklede Arap ülkelerinde etkinliklerini hissettirir derecede kullanılmaktadır.

İktisat Alanında

 

Yahudi protokolde şöyle demektedir:

Mücadele sahamızı ekonomik alana doğru genişletmeli ve bu sahada elimizden gelen her türlü çabayı sarf etmeliyiz.

Pratikte Uygulaması

Her yerde insanların hoşuna giden ve bilhassa milli figürleri içeren isimlerle faiz veren bankalar inşaa ettiler ve dolayısıyla bütün devletleri kendi kapitalizminin baskısı altına aldılar.

Dünya bankası iyice araştırılınca bu hakikat daha iyi anlaşılır.

 

Yahudi protokolde şöyle demektedir:

Bütünüyle bizim stoğumuz  ve kontrolümüz altında bulunan altını kullanarak suni ekonomik krizler meydana getirelim.

Pratikte Uygulaması

Şimdi vuku bulan ve daha sonra meydana gelmesi muhtemel bütün ekonomik krizler birbirini takip etmekte ve bundan aslan payını alan sadece yahudiler olmaktadır.

Günümüzde bazen dolar değeri artar ya da iner, bazen de altının fiyatı iner ya da artar.İnişli çıkışlı bir ekonomik sistemde yahudilerin sağladığı gelir muazzam düzeydedir.

Bütün devletlerin ekonomik sistemlerine aşağı yukarı yahudiler hakimdir.

 

Yahudi protokolde şöyle demektedir:

Stokçuluğu geniş çapta yaygınlaştırmalıyız

Pratikte Uygulaması

Günümüz bankacılık ve sigortacılık işleri hep bu altının güdümü altındadır. Kendilerine müslümanım diyen zengin petrol şeyhlerinin servetlerinin çoğu, Avrupa’daki yahudi bankalarına yatırılmakta ve bu bankalar parayı değerlendirerek kendilerine para yatıran bu petrol şeyhlerini ve genel olarak insanlığı arkadan vurmak için İsrail’e bomba, uçak, top, mühimmat, elbise ve gıda yardımı olarak göndermektedir

Eğitim ve Öğretim Sahasında

 

Yahudi protokolde şöyle demektedir:

Yahudi olmayan gençleri boyunduruğumuz altına alıp başlarını döndürmeliyiz. Hatalı ve kusurlu olduğunu bilmemize rağmen kendi koyduğumuz teori ve ilkeleri gençlere öğreterek onları bozmalıyız.

Pratikte Uygulaması

Mevcut birçok üniversiteler ve enstitülerdeki öğretim ve eğitim yaptıracak olan hocalık makam ve mevkileri daha çok İslam düşmanı olan kişilere teslim edildi. Yeni yetişen genç nesli yıkıcı, psikolojik, felsefi, siyasi , toplumsal fikir ve teorilerle besleyerek, onları karanlıklara doğru ilerleyen bir meçhul topluluğun saflarına kattılar. Zira bu, yahudinin gerçekleşmesini dört gözle beklediği İslam ümmetinin helak olması için planlanarak, bilinerek atılan bir adımdır.

 

Yahudi protokolde şöyle demektedir:

Biz insanlığın genel düşüncesini zahiren ilerici ve özgürlükçü zannedilen süslü parolaların her çeşidiyle yönlendirmeye uğraşacağız.

Pratikte Uygulaması

Yahudinin egemenliklerini ellerine geçirmek istedikleri her devlette milli eğitim bakanlıkları, Darvin’in sapık, düzmece, delilden yoksun bir takım teorilerine ya da "Güneş sabittir, yer ise dönmektedir" şeklindeki Kuran ayetleriyle çatışan varsayımlara veyahut da Allah’ın yaratıcılığını ve mutlak hakimiyetini inkara götürücü teorilere adeta kucak açtılar. Yahudiler kendilerinin dahi sapık olduğunu bildiği bu hileli teorileriyle özellikle Arap ülkelerinde olağanüstü bir başarı sağladılar.

 

Yahudi protokolde şöyle demektedir:

Ülkelerin eğitsel ve bilimsel çalışmalarını, deneylerini ve kanun yapma yetkisini biz üstlenmeliyiz.

Pratikte Uygulaması

Bütün üyeleri Yahudilerden yada yetiştirdiği fertlerden olan UNESCO vasıtasıyla devletlerin eğitim öğretim ve siyasetini yönlendirmede büyük bir başarı elde etmişlerdir. İlericilik parolası adı altında, bilimsel özgürlük adıyla fitneyi, fesadı ve şirki toplum arasına soktular. Toplumsal ve ahlaki çöküşe adeta kucak açtılar. Hayatın birçok kesimimde ve kavramlarında müthiş bir bozulma durumuyla milleti karşı karşıya bıraktılar.

Artık müslümanım diyen genç bir kızın Avrupalı Yahudi modacılardan aldığı o seneki modaya uygun kısa etekle, elinde kendine güya ilmi öğreten kitabıyla bir yükseköğretim kurumuna gitmekte olduğunu görmekteyiz.

(Yahudi More Bercer 1962 yılında bastırdığı "Bugünkü Arap alemi adlı" kitabında şöyle der:

"Üniversitede okuyan yada okumuş kendisine müslümanım diyen kadın aslında toplumun dini öğretisinden en uzak olan ferdidir. Bunlar toplumun bağlı olduğu dinden uzaklaşmalarını sağlamada çok önemli bir etkendir.")

Gazetecilik ve Basın Sahasında

 

Yahudi Protokolde Şöyle Demektedir:

Gazetecilik sektörünü ele geçireceğiz.

Pratikte Uygulaması

Yahudiler, gazeteciliğin, basın organların reklamcılığın hakimiyetlerini ellerine geçirerek bunlar vasıtasıyla bozuk fikirleri ve sahtekarlığı yaydılar. İnsanların akıllarıyla adeta oynadılar, onu hiçe saydılar. Birtakım çelişkili bilgilerle gerçeği gizledirler. Mesela bir ülkede ki hükümdar, bir saat önce herhangi bir konuda demeç veriyor, aradan bir saat geçince "affedersiniz bir müddet önce söylediğim asıl gerçek değil, asıl gerçek şu anda söyleyeceklerimdir" diyor. Bu gazetecilik sektörünü ele geçirmeleriyle yahudiler istediklerini gerçekleştirme de çok büyük bir imkana kavuşmuş oldular.

Artık müslüman geçinen ülkelerde İngiltere Krallığı’nın veliahdı Prens Charles ile Diana’nın haberi, onların evlilik törenleri, Prenses Diana’nın hamile olması ve doğurması, yada doğan çocuklarının doğum ağırlığı veyahut da Diana’nın hangi saç modelini seçtiği, giydiği elbise hakkında ki haberler çok önemli bir mesele haline getirilmiş, gazetelerde boy boy süper manşetlerle yayınlanmıştır.

Zira yahudiler İslamın yokluğundan doğan boşluğu zehir akıtan gazeteleriyle doldurmaya çalıştılar. Fakat bununla da yetinmediler. Bilakis cadde ve sokaklara ahlaksız, çırılçıplak kadın resimleriyle dolu afişlerle donattılar. Gazeteyle beraber ücretsiz dağıttıkları gazete ekleriyle fuhşu körüklediler.

 

Yahudi Protokolde Şöyle Demektedir:

Edebiyat (sözlü anlatım) ve gazetecilik iki büyük eğitim-öğretim potansiyelidir. Bu iki sektör ülkelerin eğitim ve öğretim çalışmalarını yönlendirebilecek içeriğe sahiptir. Bizim hükümetimiz yeryüzündeki bütün dergi ve gazetelere sahip olacaktır.

Pratikte Uygulaması

Yahudiler bütün yeryüzünde yayım ve basım tirajı oldukça yüksek olan gazete ve dergilere sahip oldular. Bu gazete ve dergileri, değişik fikirlerde yorum yapan ve haberleriyle birbirlerine zıt ve çelişkili olan bir haber aracı haline getirdiler. Bazı gazeteler Sovyetler Birliğini överken, bazıları ise A.B.D’yi över. Bazısı Arapları methederken bazıları ise onları kötüleyip aşağılamaktadır. İşte bu bütün suni görüntüler, yazıp çizmeler yahudilerin uluslar arası etkinliklerini örtmek için uydurdukları boş laflardan başka bir şey değildir.

 

Yahudi protokolde şöyle demektedir:

Baştaki hükümeti yada partileri destekleyen belli bir tarafın savunuculuğunu yapan gazeteler vatandaşları yönlendirmede büyük bir kuvvettir.

Pratikte Uygulaması

Şurası herkes tarafından şahit olunan bir gerçektir ki gazeteciler vasıtasıyla gazeteler insanların zihinlerini bozuk teoriler, sapık ve bir o kadar da saptıran reklamlar ile meşgul ettirerek, akıllarını apaçık doğru yolu görmekten alıkoydular.

Eğer bu dediklerimizin doğru olmadığına inanıyorsan yada söylediklerimizi doğrulayacak gerçek bir kanıt istiyorsan ...gazetesi...gazetesi....dergisine bakabilirsin. Dikkatli olarak olayları değerlendirdiğinde yahudinin bu oyununu kolaylıkla anlayabileceksin.

Genel Kültür ve Sanat Alanında

 

Yahudiler protokolde şöyle demektedir:

Yahudiler olarak bizler, kendi dışımızdaki insanları bizim onlar için uyarladığımız tehlikeli işlerimizi anlamamaları için her çeşit müzik, sinema, tiyatro, spor ve sanatsal faaliyetlerle oyalamalıyız.

Pratikte Uygulaması

Adına sanat dedikleri sapık ve aşağılık bu şeyler insanların akıllarını ve ahlaklarını bozdu,içinde bu ümmet için fayda bulunan her işten ve faydası olacak olan düşünceden uzaklaştırdı.

Yahudiler, fertleri boş vakitlerini değerlendirmede eğlence,oyun ve sporla ve özellikle de futbolla meşgul ettiler. Yaşadıkları ülkelerde şarkıcılar ve fahişeler en büyük günahı işlemeyi adeta üzerlerine aldılar. İşte bu aşağılık insanlar fuhuşun ve ahlaksızlığın yayılmasında büyük etken oldular.

Artık iman sarsıldı, toplumlar kimlik arayışı içine girdiler.Ahlak çöküntüye uğradı ve gençler sanatçı adı altındaki sapık ve deli kişileri hayatlarının her kesiminde ve aşamasında taklit etmeye, onlar gibi olmaya özendirdiler.

Gençler ormandaki hayvanların cinsel birleşme öncesinde çıkardıkları birbirlerini cinsi yönden tahrik edici nağmelere benzer ne olduğu belirsiz, anlamsız disko müzik-pop müzik tutkunu oldular.

İşte bütün bu gerçekleşenler yahudilerin kendilerine göre tanımını yaptıkları sanatın ve yine kendi amaçları doğrultusunda yönlendirdikleri sporun elde ettiği başarının bir neticesidir.

Artık başarı, nam, servet ve şöhret sağlamak için sinema artisti olmak, tiyatro oyuncusu olmak, etrafındaki içkili kadınların pervane gibi döndüğü kumar masalarıda kağıt oynamak ya da uyuşturucu pazarlamak veya bizzat müptelası olmak en kısa yol olarak görülmektedir.

 

Yahudi protokolde şöyle demektedir:

Yahudi dışında kalanlara düşünmeleri için vakit tanımamalıyız ve onların doğru olan fikirlerini değiştirmeliyiz.

Pratikte Uygulaması

Devletler, vatandaşlarından kendi liderlerini övmelerini, onun hayatını yaşam tarzı edinmelerini ve her şeyiyle liderlerinin yolunda feda etmelerini istemiştir. Kendi liderlerine karşı körü körüne itaat etmeleri, delil sormaksızın her dediklerini kabul ederek uygulamaya geçirmeleri halkı uyuşturmuş ve gerçekleri göremez olmuşlardır. Yukarıda bahsettiğimiz lidere, ne yaparsa yapsın gerek Kur’an ve sünnete çatsın ve gerekse de insani değerleri bir kenara atsın baştakine körü körüne itaat etmeyi basın organları ve süslü reklam faaliyetleri ile halka öğretmiştir.

Şarkılar, televizyon, spor sinema ,seks, içki, kumar işte bütün bunlar insanları İslam ümmetinin asıl problemlerinden uzaklaştırmak için tezgahlanmışlardır.

 

Yahudi protokolde şöyle demektedir:

İnsanlığın genel düşünüşüne hükmetmek için onu şaşkın ve karasız bırakmalıyız.

Pratikte Uygulaması

İnsanlarda ki genel şaşkınlığı çeşitli yönlerden görebilmemiz mümkün. İnsanoğlu artık öyle bir anlayışın esiri olmuştur ki ,bu anlayış tarzında güzeli çirkinden, aslanı tilkiden ayıramaz olmuştur. Bu anlayış sebebiyle insanlar dostu düşmandan, düşmanı dosttan ayıramaz hale gelmişlerdir. Şaşkınlık iyiden iyiye her tarafıyla insanı kuşatmıştır.İnsansal düşünce ve fikirlerini yoğunlaştırma yeteneklerini kaybetmişlerdir. Zira bu yahudinin arzuladığı, ulaşmak istediği hedefin ta kendisidir

Evlilik İlişkilerinde ve Sosyal Bağlar Konusunda

 

Yahudiler protokolde şöyle demektedir:

Toplum arasında iğrenç ve aşağılık bir ahlak anlayışını yayacağız ki bu bize bütün ahlaki değerlerin yıkımında ve aile bağlarının koparılmasında yardımcı olacaktır.

Pratikte Uygulaması

"Kadının özgürlüğüne kavuşması" parolası altında kadınları kandırarak sadece arzu ve isteklerinin aleti durumuna soktular, kadınlığın benliğini parçaladılar, kadınlığı bozdular ve onu kapkaranlık bir yola soktular. Böylece kadını, kendisini alçalmaktan koruyan ahlak, iffet, namus, şeref gibi kötü yola düşmekten önleyici ve koruyucu vasıflardan soyutlanır hale soktular. Tabii ki kandırılmış kadın bu tuzak ve hilelerin boyutlarını kavrayamadı. Böylelikle ahlaksızlık, doğum kontrol hapları, hippilik, moda, kısa giyim yaygınlaştı. Yahudiler hala kendi menfaatlerine uygun olarak koydukları düsturlar dahilinde kadınlar arasında bu tahripkar tutumlarını devam ettirmektedir.

 

Talmud’da şöyle geçmektedir:

"Güzel kızlarımızı, krallar, prensler, bakanlar ve büyük kimselerle evlendirmeli ve erkek çocuklarımızı çeşitli dinlere sokmalıyız. Böylelikle devlet ve hükümetlerde tek etkin söz bizim olsun, dolayısıyla bu etkinliği onları birbirlerine düşürmede kullanalım. Birbirleriyle savaşmaları için aralarına korku salalım. Biz bütün bu yaptıklarımızla büyük başarılar elde edeceğiz."

 

1869 yılında Prag şehrinde din adamları Simon İbn-i Yahuda’nın kabri başında düzenledikleri gizli toplantıda yahudi Haham Reichorm şöyle dedi: (Bu haber 1.7.1880 tarihinde CONTEMPORAİN adlı dergide yayınlandı.)

"Krallar, imparatorlar ve prensler günümüzde borç altında yaşamaktadırlar. Bizim bu gerçekle hareket ederek meselenin bu yönünü kullanmamız gerekir. Böylelikle ülkelerindeki maden ocakları, fabrikalar , demir yolları ve diğer önemli mallarını ipotek altına alarak bize olan borçlarını arttıralım, böylelikle onlar üzerinizdeki etkinliğimizi artıralım.

Duyuyoruz ki bazı yahudi kardeşlerimiz hristiyanlık dinine girmiş. Bunun bize ne zararı olabilir ki?

Kilise bizim için tehlikeli bir düşmandır. Bu yüzden oralarda onları mağlup etmek, fesadı yaymak, ayrılık tohumlarını ekmek ve hristiyanlar arasında çatışmayı körüklemek için zahiren hristiyan görünen yahudi kardeşlerimizden istifade edelim. Onları kötüleyen kasıtlı yalanlarla, din adamlarının saygınlığını azaltalım ve her yerde halkın onlara kötü gözle bakmalarını sağlayalım.

Hristiyan kızla evlilik yapması için genç kardeşlerimizi teşvik edelim.

Biz bu karışık evlilikten bir şey kaybetmemiz bir yana bilakis çok kazançlı çıkacağız. Hristiyanların bütün devlet dairelerine nüfuz edebilmek ve oraları yönetme kapılarını bize açacak anahtarları elde edebilmek için hristiyan aileleriyle dini olmayan resmi evlilikleri destekleyelim.

Medeni devletin yetkisi ve kontrolü altında yapılan resmi nikahı desteklerken, kilise ve camilerde yapılan resmi olmayan dini nikaha karşı çıkalım.

Altın katımızda birinci kuvvet, gazetecilik sektörü ikinci kuvvettir. Fakat birincisi olmadan da ikincisi işlemez. Milli servetimiz olan altın aracılığıyla halkın yaşamında önemli rol oynayan gazetelere hükmetmemiz gerekir. Rüşveti kabul ederek bizim faydamıza çalışacak olanlara servetimizi dağıtalım. Ta ki gazetecilik tamamıyla elimize geçsin. Gazete sektörünü elimize geçirdiğimiz vakit, aile hayatının, ahlakın, din ve faziletlerinin yok edilmesi için daha rahat çalışma imkanı edinmiş oluruz.

Bizim halkımız dinle kuşanmış, inanan muhafazakar bir halktır. Fakat dışımızda kalan topluluklarda böyle bir şeyin varlığı bizim için iyi olmaz. O yüzden bu topluluklarda ahlaksızlığı desteklememiz, fitne ve fesat tohumlarını yeşertmemiz, halkın temel dayanaklarından en önemli olarak itibar edilen birbirleri arasındaki sağlam bağları koparmamız gerekir. Böylelikle mutlak egemenliğimizi sağlamak suretiyle istediğimiz şekilde onları yönlendirebiliriz.

Burada bulunan yahudi kardeşlerim, size son tavsiyem şudur: Bütün yahudiler çocuklarına yahudileri, dalları, zenginlik, kuvvet , mutluluk , saadet ürünleri taşıyan bol ürünlü toprağa iyice kök salmış ulu bir ağaç gibi yapacak bu temel ilke ve öğretileri öğretsinler.

 

Yahudi haham Samuel Morris "Siz Yahudi değilsiniz" adlı kitabında şöyle demektedir:

"Biz yahudiler sonsuza dek insanlığı yıkmak için uğraş vereceğiz. Her ne kadar biz istediklerimize ulaşsak da bizim ihtiyaç ve isteklerimizin asla ardı arkası kesilmeyecek. Yeryüzünü tamamen kendimizin olmasını istediğimiz için devamlı fitne ve fesadı yayacağız.

İşte buraya kadar anlattığımız hahamların sözleri ve Talmud ve protokollerin içerdiği yahudilerin dünyayı fesada boğmak ve yıkmak için tasarladıkları plan ve tutanaklardır.

Bilmemiz gereken bir şey daha kaldı ki, oda yahudilerin bu protokolleri ilk kez sadece 1897 yılında İsviçre’nin Basel şehrinde yapılan konferansta ortaya çıkarmadıkları gerçeğidir. Bu konferansta ortaya konulan protokoller aslında 2000 sene öncesinden kaynağı mevcut olan protokollerdir.

Bu konferansta yapılan tek şey 20. yüzyıldaki bu protokolün maddelerini uygulayacak olan yahudileri yol göstermek, mutlak hakimiyeti sağlama çabasında onlara kılavuzluk etmek için, 2000 yıl öncesinden bilinen bu protokol maddelerini derli toplu hale sokacak bir 20. yüzyıl protokol uyarlamasıydı.

 

İnşallah biz kitabın gelecek kısımlarında yahudilerin darbelerini, kanlı ve vahşi olanlarını, savaşlarını ve neden oldukları devrimleri gerek daha önce gerçekleşmiş, gerekse protokolde gelecekte gerçekleştiğine dair ipuçları bulunan olayları delilleriyle beraber sunacağız.

Yahudiler Savaş Tacirleri

 

Yeryüzünde vuku bulan savaş, darbe ve devrimlerin hepsi neredeyse yahudilerin imalidir. Onların bütün bunları yaparken delil aldıkları ilk kaynak tahrif edilmiş Tevrat ve Talmud öğretileri ve sonuncusu da protokollerdir. Yahudilerin rehberi olan bu kılavuzlar memleketlerinin başkenti olan Orşelim-Kudüs hakimiyetinden sonra dünya hakimiyetine ulaştırabilecek yolları kullanarak yahudi haricinde kalanları ortadan kaldırmaya teşvik eder.

Kendisi dışındakilerin kanını dökmeye ve ortadan kaldırmaya başvurmadan önce yahudiler ilk önce onların parçalanıp yıkılarak yok olmasında temel vazifelerini kolaylaştıracak ruhsal, kültürel ve maddi planda bir hegemonyaya sahip olmak arzusundadırlar. Maddi yönden yahudiler mala ve altına sahip olmaları hasebiyle bankalara, Avrupa ve Amerika ülkelerinin ekonomisine tahakküm eden diğer mali kuruluşlara söz geçirmekte oldukça başarılı oldular.Yine altın ve parayla, sonuçları sadece kendilerinin yararına olan savaşlara ülkesini sokmada başlıca rol oynayabilecek kapasitede dünyaca meşhur büyük şahsiyetleri de ele geçirdiler.

Yahudilerin amaçlarına ulaşmak için kullandıkları araçlar oldukça çeşitlilik arz eder. Dünya çapında meşhur şahsiyetleri kandırarak kendi saflarına katmak için değişik teknikler kullanırlar.

İşte onlardan sırasıyla bazıları:

1 - Çokça mal vererek göz boyamak.         

2 - Çeşitli makam ve mevki olanakları sunmak.

3 - Dini yönlerden aldatmak.

Ve bunlarda başarı sağlanamadığında tehdit yoluna başvururlar. Bu çoğu kimseyi alçaltan ve hala da yahudilerin vicdanlarını satın aldıkları ve uluslar arası yahudi temel ülküsüne hizmette kendilerine boyun eğdirmeyi başarabildikleri dünyanın önemli büyük şahsiyetlerini alçaltmaya devam eden bir silahtır. Şayet bu şahsiyetleri kandırmada para kar sağlamıyorsa, sayılamayacak kadar bolca verdikleri birtakım bilimsel ödüller (Nobel ödülü)ve diğer fertleri kendilerine çekici ödülleriyle gerek batı bloğundan gerekse doğu bloğundan olan ilmi şahsiyetleri aldatarak hedeflerine ulaşmada onları basamak taşı olarak kullanırlar.

Yine yahudiler yukarıda saydığımız metotlarla elde edemedikleri bazı şahsiyetleri onlara birtakım sapık dini imajlar vererek elde ederlerdi. Mesela kendilerini, vadedilmiş Filistin topraklarını almak için Rableri tarafından görevlendirilmiş, seçilmiş halk olarak göstermekteler.

Diğer büyük bir kısım siyasi şahsiyetleri ise korkutma baskı veyahut suikast tehditleriyle kazanmayı başarmışlardır.

(Bunun tarihi örnekleri çoktur. 1948 yılında birleşmiş milletler tarafından Araplarla yahudiler arasındaki Filistin meselesini çözmesi için seçtiği Kont Bernardot aynı senede yahudilerin suikast girişimi sonucu öldürülmüştür. Yahudiler daha sonra yaptıkları açıklamada "Kontu öldüren ancak tımarhane kaçkınıdır" diyerek kendilerini bu işten sıyırdılar.

Çok daha yeni olay ise İsveç’in başbakanı Olof Palme’ye yapılan suikast girişimidir. Olof Palme İran Irak savaşını durdurmaya teşebbüs etmiş, İslam dinini öğrenerek, Stocholm de İslami konferanslar düzenlemiş ve böylelikle İsveç halkının İslam dinini öğrenmelerini sağlamıştır. Kendisi gayet mütevazi bir insandı. Özel araba kullanmaz halkın bindiği otobüse biner, normal vatandaş gibi dükkanlarda, çarşılarda alış-veriş yapardı.

Bu başbakanın siyaseti ve davranışları yahudi çıkarlarına ters düşünce, Mossad ona suikast yaptı ve arkada kendine ait bir kurşundan başka bir kanıt bırakmadı.)

İşte bunun neticesinde yahudiler savaş, fitne ve devrimlerin kıvılcımını tutuşturmayı batı ve doğu bloğundaki fikir ve siyaset adamlarını, bakanları, kral ve hükümdarları isteklerine boyun eğdirmeye başarabilmişlerdir.

Uluslararası Yahudi Hükümeti

 

Yahudiler kendilerini siyonist hükümdarlar olarak adlandıran 300 şeytanın etrafında yönetimine katıldığı bir hükümet kurmuşlardır. Daima kendisini kral Süleyman ve Davut’un mirasçısı konumunda bir kral olarak gören bir yahudi alim seçilir ve bu seçilenin ismi ilan edilmez. Krallardan her biri öldükçe ölenin yerine yeni yahudi alimlerinden biri geçer. Sistem bu şekilde işler, durur.

 

Milyoner yahudi Voltaire Rathenau 25.12.1909 tarihli The Wiener Press isimli bir Alman dergisinde şöyle bir beyanatta bulunmuştur:

"Bu hükümette bütün meslektaşların bir diğerini tanıdığı ve Avrupa’nın geleceğine tahakküm edebilecek 300 kişi vardır. Onlardan sonra gelecek kişiler de kendi çevresinde olan şahıslar arasından seçilir."

 

Kısacası bu 300 yahudi temsilci kendisinden hoşnutluk duymayan herhangi bir devleti yok etmeyi sağlayıcı bir çok araçlara sahiptir.

Yahudilerin kendileri ve gizli hükümetleri sanki tüm dünyayı tahrif etmek için başı ve gövdesiyle onu sarmış, kuyruğu Filistin de bulunan ve yeryüzü tamamen yıkılmadan ve Kudüs’ten dünyaya hükmeden ve yeryüzü enkazı üzerinde hakimiyetinden ötürü bağdaş kurarak oturan yahudi bir kral taç giymedikçe başı ve kuyruğu birbirine kavuşamayan zehirli bir yılan gibidir.

Yahudi gerçekten yeryüzünün harab ve yıkımında çok önemli bir yol oynamıştır.

Gayelerine ulaşmak için uygulamak istedikleri ve bizzat yahudilerin plan ve programları dahilinde kıvılcımlanan savaşların,

 darbelerin ve devrimlerin en önemlilerini anlatmamız gerekir

 

Birincisi: Fransız Devriminde Yahudinin Rolü

 

Yeryüzünü aldatmak için yahudi masonlarının icat ettiği kardeşlik, eşitlik, hürriyet gibi sahte parolaları beraberinde getiren Fransız devriminin arkasında muhakkak ki yahudinin parmağı vardır. Bazı kuruluş ve sektörlerin de itiraf ettiği gibi yahudilerin Fransız devrimini düzenlediklerini belirtmemiz (bazı gerçeklerin açığa çıkmasında ) yeterlidir.

İşte o yahudilerden bazıları:

1722-1799 (Berlinli Daniel Etzç)

1750-1834 (Berlinli David Froyd Lander )

1730-1793 (Berlinli Hars Ser Fibyer)

1755-1808 ( Londralı Berjamin Gold Smat )

1757-1810 (Londralı İbrahim Gold Smat)

1768-1857 (Londralı Mouse mukata (meşhur İngiliz  milyoner Montafairenin amcası)

 

Fransa devrimi birçok açıdan Talmud ve aslı bozulmuş Tevrat öğretilerine ve yahudi planlarına benzemektedir.

İlk olarak o andaki mevcut düzeni ortadan kaldırıp yerine eşitlik, adalet hürriyet gibi sahte parolalarla yola çıkılmasına rağmen devrim sonradan yahudi terörizmine uygun olarak kendisinden başka bir kitleye, nizama ve düzene karşı hale geldi. Tarih yahudilerden başkasının böyle davrandığına şahit olmamıştır.

Dikkat edilirse, bu devrim Fransa’nın korunması için bizzat Fransızların gerçekleştirdiği bir devrim değildir, bilakis Fransa’da her şeyin mahvolması için ortaya çıkan gizli bir kuvvetin arkasına sırtını vermiş tarafların yaptıkları bir devrimdir. Tabi ki söz konusu bu taraf devrimin daha önceden planını hazırlayan yahudilerden başkası değildir. Onlar ilk önce hükümdar ailesi ile halk arasında büyük bir boşluk meydana getirdiler. Sonra kralı halkının önünde müsrif, bencil ve zalim olarak gösterdiler. Kralın kendilerine olan borçlarından dolayı ülkesinin sırtına büyük bir yükün binmesine sebep oldular. En sonunda  bu gibi devrim durumlarında kullanılmak üzere toplayıp biriktirdikleri mallarını bu devrimi finanse etmek için saffettiler.

Bilindiği gibi İsviçreli Yahudi "Nicol" ülkesini borçlarla boğan Fransa Kralı 16. Louis’in maliye bakanıydı. Fakat sahip olduğu şahsi otorite ve etkinlikle Kraliçe Maria Antoinette, yahudi mason devrim planını uygulama yolunda bir engel teşkil ediyordu. Bu yüzden planlarını uygulamasına izin vermesi için birbiri peşi sıra onca uyarı gelmesine rağmen Maria Antoinette onlara aldırış etmedi. (Bu durum karşısında) yahudiler Fransız halkının açlığa maruz bırakılmasına yönelik planlarını çizdiler. Daha sonra kraliçenin çeyrek milyon değerinde elmastan bir gerdanlık ısmarladığı şayiasını yaydılar. Çeyrek milyon cuneyh o zaman için hele de halk açlıktan kıvranırken gerçekten çok büyük miktarı ifade etmekteydi.

(Tam bu esnada) yahudi güdümlü gazeteler, aç halkın arasında bu iftiranın yayılması için uydurdukları bu düzmece haberi yaydılar. Ve böylece fitne körüklendi. (Halk galeyana geldi ). Krallarının ölümünü isteyen yürüyüşler yaptılar.

Bu fitnenin yayılmasında başlıca rolleri üstlenenler yahudileridir. Dilakus (krallık sarayının bir yetkilisi, İspanya yahudisi), Manyol (aynı şekilde genel halk komutanı bir İspanyol yahudisi), David (genel güvenlik konseyine başkanlık eden bir yahudi ressam).

Yahudiler Fransa da on binlerce vatan çocuğunu linç ettikleri gibi kocası 16. Louis’in sonradan idam edileceği yere sürülmesinden sonra kraliçeyi de linç ettiler.

Bu devrimi yapanlar, esirlerin ve mahpusların öldürülmesinde kadın, çocuk ve hristiyan din adamlarının boğazlanmasında, kiliselerin ve tapınakların yıkılmasında, malların yağmalanmasında, mülklere el konulmasında ilke kabul ettikleri Talmuti öğretilerin gösterdiği şekilde hareket ettiler.

Bu tarihten sonra yahudiler bu devrimi tarihe yamayıp onu insanlara haklarını veren bir belge ve insanlığa hizmette bulunana büyük bir tarihi uygulama olduğu şeklinde göstermeye başladılar. Aslında bu yahudilerin yalanlarına kanan milyonlarca kişinin anlayamadığı bir şeydir.

Gerçek de bu devrim; yeryüzünde ki mutsuzluğun, halkı alçaltmanın ve devrimi planlayıp finanse ederek uygulayan ve ondan büyük kazançlar temin eden uluslar arası çapta ki yahudiliğe boyun eğdirmenin sebeplerinden birisidir.

1789 yılında ki büyük mason yahudilerinin devriminden beri Fransa giderek iktisat, siyaset, bilimsel, kültürel ve maddi olarak artık yahudinin boyunduruğuna doğru ilerlemektedir. Böylelikle, Fransa yahudi devriminin yerleştiği bütün yeryüzüne rezilliğin, fahişeliğin, fücurun yayıldığı fesat kaynağı olmuştur.

Aynı şekilde yahudiler Fransa’yı yıkıcı yahudi medeniyetini ve Fransız yahudisinin sanatını ve tekniğini alıp uygulandığı yer haline getirmişlerdir. Bunun için Fransa’yı maceraperest, sahtekar ve zenginlerin eğlence yerleri haline getirilmesini sağlamışlardır.

 

Üçüncü protokollerinde siyonist bir hakim yahudi bireylerine şöyle sesleniyor:

"Büyük" olarak isimlendirdiğimiz Fransız devriminin önceden hazırlanmış nizamnamesi bizim katımızda çok iyi bilinmektedir. Çünkü onu biz kendi ellerimizle yaptık. Bu zamandan sonra biz, milletleri bir hayal kırıklığından öbürüne habire sürükleyeceğiz.

İkincisi: 2. Dünya Savaşında Yahudinin Rolü

 

Hem birinci hem de ikinci dünya savaşının çıkmasına yahudiler sebep oldular.

Yahudiler birinci dünya savaşında, İngilizleri Almanlara karşı özellikle işgal altında ki Almanya’nın bölüşülmesinden sonra çok büyük bir hayır getireceği imajı verdirerek savaşa sürüklediler. İngiltere de buna kandı 1914-1918 yılları arasında savaşa girdi.

Yahudi zenginleri, milyonlarca İngiliz, Amerikan ve Fransızın kanları üzerine kurulu korkunç derece de kazançlar elde ettiler.

Yukarıda bu anlattıklarımızı bizzat yahudilerin kendi ağızlarında aktaralım.

 

Romanyalı yahudi Marcos Rafac şöyle diyor:

"Bütün savaşlarınızın arkasında biz yahudiler varız. Birinci dünya savaşı, yeryüzünde (mutlak) hakimiyetimizi gerçekleştirmek için çıkartılmıştır.

(Robert Edward Edmandson. I Testify Oregon 1953 P. 238)

 

Yahudi Evskal Lifi şöyle diyor:

"Komünizmin ve kapitalizmin temelini atanlar bizim yandaşlarımızdır. Bizim seçilmiş halk olduğumuzun yeryüzünün tek ihlaslı insanlarını bizim olduğumuzun ve Mesih’in bizden çıkacağından kıvanç duyduğumuzun hikayesini uydurduk. Oysaki biz günümüzde bozguncu, tahripkar ve yıkıcı bir topluluktan başka bir şey değiliz. Sizi cenneti ve mutluluğa götüreceğinden kıvanç duyduğumuzun hikayesini uydurduk. Oysaki biz günümüzde bozguncu, tahripkar ve yıkıcı bir topluluktan başka bir şey değiliz. Sizi cenneti ve mutluluğa götüreceğimize söz vermiştik. Halbuki biz sizi devamlı olarak cehenneme sürüklemekteyiz".

 

Henry Ford şöyle diyor:

"Ben, muhakkak savaşları karşı karşıya gelen iki taraftan sadece birisinin kazanacağından eminim. Bu kazanan tarafta daima yahudilerdir. İlk önce, iki ülkeyi birbirlerine karşı kışkırtıcı politikayla soğuk savaşı başlatıyorlar ve sıcak savaştan önce de silah ve mühimmat ticareti yapıp bundan iyiden iyiye zengin oluyorlar. Bizzat savaş esnasında ise savaşan iki tarafa verdikleri borçlarla zengin oluyorlar. Savaştan sonra ise, ülkenin mevcut bütün servet kaynaklarını elleri altına alıyorlar."

(Henry Ford; Amerikalı bir milyoner dünya ekonomisinde ki etkin yahudi tehlikesini anladı ve "yahudiler yeryüzünün karşılaştığı en büyük problem" adlı kitabını yazdı.)

 

15 Ocak 1929 tarihli La Vielle France dergisinde şöyle bir haber geçti:

İşte burada bütün halklara karşı yahudinin bir plan ve hilesi söz konusudur. Yahudiler her zaman iki önemli silaha sahiptirler. Birincisi mal, ikincisiyse gerçekleştirdiği devrimler vasıtasıyla elde ettiği servet.

Yahudiler, bütün Avrupa’yı kapsayan bu kanlı savaşa İngiltere’yi sokmakla yetinmeyip A.B.D’yi de bunun içine sürüklediler ve Almanya’ya karşı olan bu savaşa A.B.D’yi sokmakta hiçbir zorlukla karşılaşmadılar. Çünkü öteden beri takınmış olduğu tavır ve Avrupa’daki savaşın Amerika halkı üzerindeki olabilecek muhtemel dezavantajlarını güya uzaklaştırmak gibi sözleri ağzında geveleyen başkan Wilson’un etrafı yahudi menfaatine uygun biçimde devlet siyasetini yönlendiren yahudi müsteşarlarıyla doluydu. Bunlardan bazıları şunlardır:

Bernard Baruh  (Başkanlık iktisadi müsteşarı)

Henry Morganto (Başkanlık Mali Müşaviri )

Colonel Mendel (Başkanlık Siyasi Müşaviri)

Volter Limen (Uluslar arası Kanun Müşaviri)

Levis Bernardis (Yüksek Mahkeme Azası ve Başkanlık Adli Müşaviri)

FelixFrank Forter (Siyasi Müşavirlerin En büyüğü)

(Wilson A.B.D ‘nin 28. cumhurbaşkanı. 1856’da doğdu.Milletler cemiyetini kurdu.Allah’ın gazabına uğrayarak felç oldu ve  1924'te öldü..Siyasi sözlük s:1753)

Yahudiler sadece A.B.D’yi savaşa sokmakla yetinmediler, üstelik savaşın bitmesini tayin ettikleri vakitten önce bitmesine ve bu esnada herhangi bir barışın yapılmasına engel oldular.

 

Ünlü Fransız tarihçi "Hanoto" şöyle dedi:

Fransa 1914  yılında (daha savaşın başlangıcındayken) barışa hazır olmasına rağmen Morca şirketi Fransız generallerini barış anlaşmasını ve ateşkesi reddetmeye ikna etti. Çünkü onlar savaş esnasında korkunç derecede kazanç elde etmişlerdi. Morcan şirketi, ticari hayatları boyunca kazandıklarının daha fazlasını sadece savaşın iki senesinde kazanmışlardı. Aynı şekilde 1917-1918 tarihleri arasında sadece iki senede çoğunluğu yahudi olmak üzere 21 bin kişi bu savaştan ötürü milyoner oldular.

Yahudiler aynı şekilde Osmanlı’nın yenilgi almadan savaştan çıkmasına engel olmakta başarılı oldular. Siyonist hareket idaresinde Hertzler’in halefi olan Hayım Vayzmın Osmanlının İngiltere ve müttefiklerinin Osmanlıya karşı tam bir zafer elde etmeden savaştan çıkarılmasına engel olduğunu itiraf etti.

(Hayım Vayzmın Rus asıllı siyonist lider. 1874’te Motell şehrinde doğdu. Almanya’da kimya öğrenimini gördükten sonra İsviçre’de hocalık ve daha sonra Britanya deniz ürünleri fabrikaları müdürlüğünü yaptı. En son olarak da siyonizmin sayılı temsilcileri arasında yerini aldı. İsrail devleti kurulduktan sonra başbakanlık yaptı. Ayrıca "yahudi tarihinde yanlışlar ve doğrular" isimli kitabı mevcuttur. 1952’de ölmüştür.)

Durumu kısaca şöyle özetleyebiliriz:

A.B.D’nin o zamanki Türkiye büyük elçisi Morcanto, Osmanlı’nın savaştan çıkarılması gerektiği konusunda Wilson’u ikna ederek Osmanlıyla İngiltere müttefikleri arasında (onlardan habersiz) bir barış anlaşması imzalatmayı başardı. O zamanlar Amerika savaşın dışındaydı.Wilson bu fikri benimseyerek Morcanto’yu malla destekleyip onu bu projesinin uygulanması için resmi bir heyetin başı olarak tarafsız ülke olan İsviçre’ye gönderdi.

İngiliz ve yahudiler bu tehlikeli barış projesini öğrenince, çılgına döndüler ve her türlü imkanlarla ona karşı koymaya, engel olmaya karar verdiler.  Çünkü hezimete uğramadan Osmanlı devletinin savaştan çıkması "Hasta Adam Osmanlı" nın bölünmesinde İngilizlere ve Filistin konusunda da yahudilere zarar verebilirdi. İşte bu yüzden İngiltere hükümeti Hayam Vayzman’ı İsviçre’ye ulaşmadan  ve barış projesinin son rötuşlarını yapmadan önce Morcanto’yla görüşmesi için Cebeli Tarık’a gönderdi. Vayzman, Morcantoy’la buluştu ve kısa görüştü. Bu yahudi, meslektaşına siyonist yahudi emellerinin Osmanlı’nın yenilgisine ve Arap ülkelerinin parçalanmasındaki başarıya bağlı olduğunu ve Osmanlı devleti yenilgiye uğrayıp İngilizler tam bir şekilde yardım etmedikçe kendilerinin (yahudilerin) bir vatanının kurulmasında hiçbir ümitlerinin kalamayacağını anlattı ve Morcanto’yu projesinden vazgeçirmeyi başardı. Morcanto bundan sonra İsviçre yerine Portekiz’e giderek başkan Wilson’a verdiği sözden caydı ve savaşın bitimine kadar orada kaldı.

Böylece A.B.D yahudilerin tesiri altında I. Dünya savaşına girerek Avrupa’daki müttefiklerine savaşa girişinde (7 Nisan 1917)bitimine kadar (11 Kasım 1918) tam 9.5 milyon dolar nakit para olarak ve 22 milyar 625 milyon dolar askeri silah ve mühimmat harcaması yaptı. Savaşın bütün masrafları 208.000 milyon doları, zararları ise 151.000 milyon doları aştı.

İnsanlara verdiği zarar ise şöyledir:

6.295.512 tane ağır yaralı

14.002.039 tane hafif yaralı

5.983.600 savaş esiri  ve kayıp.

10.000.000 İspanya’dan gelen sıtma mikrobundan dolayı ölenler.

Toplam: 46.279.922

 

Yeryüzü bu savaştan milyonlarca can kaybetti ve çok masraflı olan bu savaşta hiçbir şey kazanılmadı. Zarar ve ziyansız kazanan sadece bir taraf vardı ki oda hiç şüphesiz dünya yahudileridir.

Birinci Dünya Savaşında Almanya’nın yenilgisinden sonra (yapılan) barış konferansında Alman heyetinin çoğunluğunu yahudiler teşkil ettiği gibi Almanya’da asıl söz sahibi olanların çoğu yine onlar olmuştur. Almanya maliye bakanı Schfer ve dışişleri bakanı Vehaz yahudiydi. Rusya’nın bütün bakanları yahudiydi ve Bavyera’nın hükümdarı yine yahudiydi. Macaristan’da hükmü elinde tutan ve asıl ismi Kohen Bilakin olan kişi yine yahudiydi.

Birinci Dünya Savaşından sonra elde ettikleri sonuçlarla yetinmeyen yahudiler ikinci bir savaşın çıkması için planlar yapmaya ve eski adetleri üzere Almanya’ya karşı propaganda yoluyla bir bir savaş girişiminde bulunmaya başladılar. Sonra 1933 yılında Hitler’in başa geçmesinden beri yahudilere düşman olarak gösterilen Nazi ve Hitler’e karşı savaş ilan ettiler.

Yahudiler korkunç derecede etkin mali potansiyellerinden ve Amerika ve Avrupa’da bulunan gazetelere tam egemenliklerinden dolayı "Nazi" yi Amerika ve Avrupa’yı tehdit eden yırtıcı, vahşi bir kuruluş olarak göstermede başarılı oldular.

A.B.D Fransa ve İngiltere hükümetleri üzerindeki tam nüfuzlarını kullanarak başlangıçta Almanya’ya karşı ekonomik bir savaş ilan edip askeri açıdan imha etmeye bir hazırlık olması yönünde Almanya’yı boğma amacıyla Batı Avrupa’nın ve A.B.D’nin onlara karşı ambargo koymasını sağladılar. Hitler hükümetin başına geçer geçmez yahudi gazeteler Hitler’e saldırmaya başladı Aynı şekilde gazetelerinde II. Dünya savaşının kendi çıkarlarını ve temel ilkelerini savunma açısından biran önce ilan edilmesi gerektiğini vurguladılar. Savaş kıvılcımını tutuşturmak için Almanya’yla Polonya arasında Danzic boğazı hakkında çıkan anlaşmazlığı bahane ederek Polonya’yı müdafaa etme kisvesi altında Almanya’ya karşı Fransız ve İngilizleri savaşa girmelerinin gerekli olduğuna ikna ettiler.

(Danzic boğazı Danzig limanının yanında yer alan bir körfezdir. Versay anlaşmasından sonra Polonya’nın işgaline uğradı ve bu sebepten ötürü II. Dünya savaşı çıktı.)

 

Yahudi uşağı İngiliz bakanları savaşa girme sebeplerini şöyle açıkladılar:

1 - Biz Polonya’nın özgürlüğü için savaşıyoruz.

2 - Biz barış için savaşıyoruz.

3 - Güvenliğimizi tehlikeye düşürecek bir meydan okumayla karşı karşıyayız.

4 - Biz halkın kendi hayatını yaşama hakkını savunuyoruz.

5 - Biz devletler arsında kanun ve nizamın yerine silahın kullanılmasına karşı savaşıyoruz.

6 - Biz, uluslararası anlaşma ve sözleşmelerin bozulmasına karşı savaşıyoruz.

7 - Biz, insanları eşit yaratan ilahi adalet uğrunda savaşan atalarımız için savaşıyoruz.

İşte bunlar ve yalanlar zincirinin halkalarıdır.

 

Muhakkak ki İngiliz bakan, komutan ve gazetecileri uğrunda savaştıklarını iddia ettikleri hiçbir şeyi gerçekleştiremedi. İngilizlerin güvenliklerini tehdit eden meydan okumaların (ardı arkası) kesilmedi. Zayıf halka istediği hüküm çeşidini seçme fırsatı verilmedi...

Silah kullanılması son bulmadı. Sözleşme ve anlaşmalara bağlı kalınmadı. Kısacası insan hakları uğrunda hiçbir şey gerçekleştirilmedi.

Bütün bunlardan sonra tek kazanan taraf yahudiler oldu.

1939 yılında İngiltere’nin çeşitli bakanlıklarında görev alanların çoğunluğu kendilerinden ve yardakçılarından olunca yahudiler nasıl Hitler ve Almanya’dan intikam almak için II. Dünya Savaşını çıkartmakta başarılı olmasınlar ki?

Savaşı önleme perdesi altında ancak 1938 yılına kadar savaşı geciktiren İngiliz Başbakan Fınıfıl Cambırlain yahudi tehditlerine boyun eğerek 1939 yılında savaşa ilan etmek zorunda kaldı. Yahudiler onu istedikleri gibi savaşı idare etmeye yetersiz bulduklarından onun yerine büyük yardakçısı siyonist ruhlu büyük masonluğun torunu bilhassa birçok Arap kralının samimi dostu olan Winston Churchil’i tayin ettiler.

(Winston Churchil İngiliz asıllı 1873’te doğdu. Sırasıyla  içişleri bakanlığı, harbiye bakanlığı ve uçak bakanlığı yaptı. Sonra işgal altındaki topraklardan sorumlu bakan oldu daha sonra maliye bakanı ve en sonunda  da başbakan oldu. I. Dünya savaşı hakkında 6 cilt, II. Dünya savaşı hakkında da 6 cilt ve İngiliz milletleri hakkında ise 4 ciltlik eseri vardır.)

Maliye bakanı olan Sir John Siman yarı yahudiydi. Savunma bakanı olan Hor Belisa ise tamamen yahudi kökenliydi. Sasonun ortağı ve yüksek mahkeme yargıcı Sir Samuel de yahudiydi. İngiltere Dış İşleri Bakanı Lord Halifax’ın torunu yahudi Richard’ın kızıyla evliydi.

Savunma bakanı vekili Bofıntıon Bakanlık müsteşarı Sir Salmon, eğitim bakanı Clary Dı Lavar yahudiydi. Çalışma bakanı Huwary Nist ise masondu.

Daha sonra dışişleri bakanlığı makamına Lord Halıfax’ın yerine Antony Aden geçti. Antony zengin yahudi dostlarının ortağı ve yarı yahudiydi. Onun başkanlığında savunma bakanlığına birçok yahudi iştirak etti. İşte onlar:

Lord Hankey, Lord Wilton, Siral Şiba Ledinskır, Mr. Emly (Hindistan bakanı) Dif Cooperve LordRedinge katıldılar.

Okyanusun batı tarafında ise durum şu şekilde cereyan ediyordu.Yahudiler tağuti hakimiyetlerini A.B.D’de de sürdürdüler. Rooswelt hükümetini Almanya’yla savaşa girmeye mecbur bıraktılar. Yahudiler A.B.D’yi savaşa sokmakla bir zorlukla karşılaşmadılar..çünkü başkan Rooswelt’in bizzat kendisi yahudiydi Bu başkan vasıtasıyla A.B.D’de istedikleri gibi at koşturuyorlardı.

1939-1945 tarihleri arasındaki II.Dünya Savaşı Başkan Rooswelt’in yardım istediği önemli şahsiyetler şunlardır:

Bernard Baruh: Başkanın iktisat işleri konusunda danışmanı.

Henry Morganto: Başkanın maliye işlerinde danışmanı, daha sonra ise maliye bakanı oldu. 1000 milyon dolar servetinin varlığı bilinmektedir.

Samuel Roseman: Başkanın siyasi konulardaki danışmanı.

Volter Libman: Başkanın hüküm koyma konusunda danışmanı.

Felix Frank Viktor: Yüksek mahkeme üyesi ve beyaz sarayın en önemli müsteşarlarından.

Hobert Fays: Amerika dış işleri bakanlığında çok önemli görevi vardı.

Merdeha Ezkiyal: Amerika tarım işleri bakanlığında çok önemli görevi vardı.

Nason Margold: Amerika içişleri bakanlığında çok önemli görevi vardı.

Eziddr Lubin: Amerika çalışma bakanlığında önemli görevi vardı.

Norman Arnold ve HowardNason: Genel naib danışmanıydılar.

Villiam Bolih: Fransadaki A.B.D elçisi.

Lorenz Şetnaharat: A.B.D’nin Peru sefiri.

 

A.B.D’nin yahudilerden kaynaklanan zarar tablosu:

32 milyon dolar savaşın maliyeti.

104 milyar dolar müttefiklerine mühimmat yardımı.

A.B.D halkından 256.330 ölü, yüz binlerce yaralı ve kayıp.

Bu sadece A.B.D’nin zararın bilançosudur.

II. Dünya Savaşında genel hasar ise şöyledir:

32 milyon kişi harp sahasında öldü.

20 milyon kişi ise şehir üzerine yapılan uçak bombardımanıyla öldü.

26 milyon kişi hapishanelerde ve toplama kamplarında öldü.

30 milyon kişi bir uzvunu veya daha fazlasını kaybederek iş yapamaz duruma düştüler.

15 milyon çocuk ise babalarını, annelerini ve ailelerini kaybederek yetim kaldılar.

Bunca kayıpların acı ve gözyaşlarının sebebi ise A.B.D’de ki servetlerini artırmak isteyen aç gözlü yahudiler olmuştur.

Üçüncüsü: Komünist Devriminde Yahudinin Rolü

 

Amerika’da yaşayan yahudi zenginleri Rusya’da yapılan devrim için milyonlarca dolar katkıda bulundular. İşte o yahudilerden bazıları:

Felix, Oto, Cirım, Maks, Sıtif.

Devrimin ilk günlerinde, yetkiyi ellerine geçiren yahudiler çoluk, çocuk, kadın, ihtiyar demeden milyonlarca insanı (vahşice )katlederek Rus halkından intikamlarını aldılar. İlk siyasi kurul düzenlendiğinde kuruldaki yahudilerin oranı aşağıdaki gibidir.

Lenin, (Yahudi yetiştirmesi ) Stalin (yahudiyle evli ) Troçki (Yahudi ) Kameneff (Yahudi ) Soucheraff (yahudi ) Zinoureff (Yahudiydi )

Yahudilik İle Komünizm Arasındaki En Önemli Ortak Yanlar

 

1 - Modern komünizmin babası Karl Marx yahudiydi ve haham çocuğuydu ve kitabı "Kapitalizm" ise komünistlerin tevratı gibidir.

2 - Komünizm insanlığın kanını emer, yahudilik ise kan emmede en zirve noktadadır.

3 - Komünistler her toplumda bulunan en iğrenç azınlıktır. Aynı şekilde yahudilerde her toplulukta en iğrenç azınlıktır.

4 - Komünizm kendi ülkesi dışında terörizme, darbelere, devrimlere ve başkaldırmalara ön ayak olduğu gibi yahudiler de bu alanlarda birde anarşide en büyük ustalardır.

5 - Komünizmin otoriteyi ele geçirme yolu demokrasi, sosyalizm ve boş vaatlerden ibarettir.Yahudilerinde otoriteyi ele geçirmelerinin yolu demokrasi ve sosyalizm bahanesi kullanmaktan geçer. Buna en sağlam delil onların şu sözüdür. Masonluk ancak demokrasi ve sosyalizmin gölgesi altında yaşayabilir.

6 - Komünizm, masonluğun bir ürünüdür. Masonluk ise yahudiliğin icat ettiği şeydir.

7 - Komünizm, terörizme, vahşete, katletmeye, zulme ve linç etmeye dayanır. Yahudilik ise talmuti öğretilerin aynısını uygulamaya dayanır.

 

Yahudi komünizm devrimi sadece Rusya’yla sınırlı kalmayıp diğer Avrupa bölgelerine dek uzadı ve her devrimin başını yahudiler çekti.

Macaristan’da yahudi Bilakohem komutasında komünizm devrimi gerçekleşti. Romanya’da yahudi Anaboker yönetiminde komünizm devrimi gerçekleşti. Aynı şekilde Polonya ve Çekoslovakya’da yahudiler sayesinde komünizm devrimleri gerçekleştirildi.

İkinci Dünya Savaşından sonra komünizm Bulgaristan, Yugoslavya, Macaristan, Arnavutluk, Polonya, Baltık Devletleri, Litvanya, Stanya, Latviya, D. Almanya, Çin , Kuzey Kore devletlere dahi yayılım gösterdi ve nihayet bu bela Arap alemine de ulaştı. Bu iğrenç devrimi Arap ülkelerindeki birçok tağut üstlendi.

 

İslam Hilafetinin Yıkılışında Yahudinin Rolü

Kendilerini yeryüzünün hükümdarları olarak ilan eden yahudi şeytanları, yahudi yılanının kuyruğunun Kudüs’te sabit bir şekilde durduğunu, onlar için dünya halkı parçalanıp, yeryüzünde mutlak bir hakimiyet sağlayıncaya dek başının ve gövdesinin yeryüzünde dolaşarak zehrini akıtıp yahudilerin haksız istekleri karşısında duran her bir insanı sokmaya devam edeceğini ve o zaman yani yahudiler hakimiyeti ele geçirince yahudi kralının, inşasının tekrar yapmayı planladıkları Süleyman mabedinden halkı yönetmesi ve bütün aleme hükmetmesi için yılanın başının tekrar Kudüs’e döneceğini itiraf ettiler.

Öldürücü sokuşuyla yahudi yılanı, İslam hilafetini yıkmak için tarihte görüldüğü gibi faaliyete geçti.

1901-1902 senelerinde kendisinin ziyaretine gelen Hertzel’in başkanlığındaki uluslar arası siyonist baskısıyla karşı karşıya kalan Sultan II. Abdülhamit yahudilerin ona teklif ettikleri büyük miktarlarda mal ve para yardımına karşılık yerleşmek istedikleri Filistin’i ondan istemeleri üzerine onlara şiddetle karşı çıktı ve onları hiçe sayarak haksız istekleri ve altınlarıyla onları baş başa bıraktı.

 

Sultan Abdülhamit’in bu konuda yahudilere söyledikleri aşağıdaki metinde yazılıdır:

"Doktor Hertzel’e Filistin’i isteme konusunda ciddi bir adım atmaması gerektiğini öğütleyiniz. Çünkü ben Filistin topraklarının bir karışından bile vazgeçemem. Bu topraklar benim mülküm değildir. Bilakis buraları müslüman ümmetine aittir. O yüzden yahudiler Filistin’i almak için teklif ettikleri milyonları ceplerine koysunlar. Zaten bir gün  gelirde hilafet devleti parçalanırsa muhakkak o zaman Filistin’i bedava alabilirler.

Ama ben hala yaşıyorum. Bedenime saplanan hançerin verdiği acı bana hilafet devletinden alınmış bir Filistin’i görmekten daha az acı verir. Bu kesinlikle gerçekleşmeyecek bir istektir.

Biz hayatta olduğumuz halde, vücudumuzun parçalanmasına asla müsaade etmeyeceğiz."

Sultan II. Abdülhamit İstanbul 1901

 

Kendi haksız istekleri karşısında Abdülhamit’in kesin ve sabit kararının farkına varan yahudiler, onu tahttan indirmek için planları arttırdılar ve bu amaçla en önemlilerini masonların ve dönmelerin (..İttihat ve Terakki ) oluşturduğu İslam alemini parçalamaya uğraşan uluslar arası ve Arap alemindeki hain ve şerli kuvvetlerden yardım istediler.

(Dönmeler; Bunlar İspanya’dan kovularak Selanik civarına yerleşmiş zahiren kendilerini müslüman gösteren ve İslam devletinin yıkılması için gizli çalışmalar yapan yahudi topluluk.)

Osmanlı’da hilafeti kaldırarak İsviçre’den getirdiği beşeri kanunlara göre vatandaşları yöneten kişi, II. Abdülhamit’i 1909 senesinde tahttan indirme planını yapan İttihak ve Terakki cemiyetinin en bariz seçkin üyelerinden biriydi.

Sultan Hamit’in tahtan uzaklaştırılıp yerine İttihat ve Terakki cemiyetinin mücrimlerinin geçmesiyle artık İslam alemine birbiri peşi sıra musibetler gelmeye başladı.

Sultan II. Abdülhamit’in kötülüklerinden ne kadar bahsedilirse bahsedilsin onun bu haksız iftiralar ve uydurmalardan beri olduğunu şu şekilde ispat etmek mümkündür.

1 - Bir kere Abdülhamit’i tahttan indirmek için planlar yapanlar İslam’ın düşmanıydılar.

2 - Abdülhamit saltanatı boyunca daima İslam devletini korumayı amaçlamıştır. 

3 - 1909 senesinde yani Abdülhamit’in tahttan indirilişinden hemen sonra İstanbul’a yahudi ve mason hakimiyetinin yerleşmesi akabinde parçalama operasyonuna girişilerek yahudi dalkavukları tarafından hile ve aldatmacalarla kandırılanlar Arap milliyetçiliği yapmaya ve aynı şekilde İstanbul’da bazıları Turancılık ve Milliyetçilik sancaklarını yükseltmeye başladılar. Böylece aynı topraklarda hem Arap milliyetçiliği ve hem de Türk milliyetçiliği yaygınlaştırıldı.

En üzücü taraf ise sözde müslüman yazarların büyük çoğunluğunun (!) sultan II. Abdülhamit’i kötüleyen onu yeren masonist yahudilere uyduğunu onları taklit ettiğini görmektir.

Günümüzde, Abdülhamit’i sarhoş, zalim, fasık ve vahşi olarak gösteren yahudi yalanlarını destekleyen nice kitaplar yayınlanmıştır.

Siyonist, milliyetçi, haçlı, mason propaganda ve reklamları Osmanlı imparatoru Sultan II. Abdülhamit’e yakıştırdıkları alçak ve rezil sıfatların gerçekten de Abdülhamit’de varolduğunu halka kabul ettirmede başarılı oldukları gibi İslam hilafetini kökünden söken müslümanların siyasi varlığını parçalayan, öldürücü sokuşuyla yahudi yılanını başını temsil eden meşhur şahsiyeti halkın gözünde en büyük kahraman olarak göstermeyi çok iyi bir biçimde becerebilmiştir.

Kahraman olarak reklamı yapılan bu habis ruhlu alçak kişi İslam hilafetini kaldırarak cumhuriyet sistemine geçti.

İslam kisvesi altında satılmış imamlar vesilesiyle Cuma hutbesi vererek hatta askerlerin önünde (günümüzde bazı tağutların namaz kıldırması veya cemaatle aynı safta yer alması gibi ) imam olarak müslüman halkı aldatmayı başardı ve kendilerine güya alim denen zayıf karakterli alim taslaklarını az bir paha karşılığında satın aldı, onları İslam hilafetini kötüleyip kendi nefsi kanunlarını övmeye çağırdı ve bunda da olağanüstü bir başarı sağladı. Onları istediği amaçlar doğrultusunda kullandı.

Bu şahıs İslam hilafetini yıkmayı başardıktan sonra; yahudi dostlarının siyonist emellerini gerçekleştirmek için aşamalı olarak bazı inkılapları yapmaya başladı.

 

İşte aşağıdakiler yahudi dostlarının isteği üzerine bu şahsın gerçekleştirdiği inkılaplardır:

1 - İslam hilafetinin kaldırılması.

2 - Türkiye’yi diğer İslam devletlerinden ayırma ve böylelikle büyük İslam devletini bölme çalışması.

3 - Dini devlet işlerinden ayırarak laiklik ilkesini benimsetme.

4 - Gerçek ve dininde samimi İslam alimlerine çeşitli baskı ve işkenceler uygulamak. Bu amaca yönelik olarak birçok müslüman alim öldürüldü ya da darağacında sallandırıldı.

5 - Mescitlerin çoğu kapatıldı. Arapça ezan okumak ve namaz kılmak yasaklandı.

6 - Halka İslami giysileri giymeleri yasak edildi ve Avrupa giyim tarzını takip etmeleri mecbur kılındı.

7 - Evkaflar kaldırıldı.

8 - Şer’i kanunlar kaldırıldı.Yerine İsviçre’den getirilen medeni kanunlar kondu.

9 - Cuma günündeki haftalık tatil Pazar gününe alındı.

10 - İslam şeriatına dayanan her iş evlilik ve miras hukuku kaldırıldı, çok evlilik yasaklandı ve mirasta erkekle kadın eşit tutuldu.

11 - Serbestlik adı altında genç erkek ve kızlar ahlaksızlığa sevk edildi.

12 - Öğretim şekillerinin bütününde İslami öğretim kaldırıldı. Kur’an kursları kapatıldı. Türklerin bin yıldır kullanmakta olduğu Arapça harfleriyle Latin harfleri değiştirildi.

13 - Halkı İslam’dan uzaklaştırmak ve de tamamıyla soyutlamak için Arapça kelimeler Türkçe’den ayıklandı.

14 - Türkiye Almanya’dan kaçan yahudi alimlerine kapılarını açtı ve onları Türkiye’de yeni açılacak olan üniversitelerin öğretim kadrolarında görevlendirdi.

 

Son olarak mason dostlarının bu kişi hakkındaki sözlerini kaydedelim:

1918 yılındaki Türk Devrimini gerçekleştiren mason kardeşimiz, yahudi ümmetine büyük bir fayda verdi, hilafeti ortadan kaldırdı. Hilafeti yıktı. İslam devletinden İslam dinini yok etti. Vakıf bakanlığını ortadan kaldırdı. Bunlar ve benzeri inkılaplar İsrail devletinin gerçekleştirmek istediği amaçlarından değil midir? Mason kardeşlerimizin arasından şimdiye değin ve daha sonra bu büyük kardeşimiz kadar başarılı olan birisi çıkmamıştır.

 

Şurası bir gerçektir ki:

Uyruğu ne olursa olsun yahudi her şeyden önce yahudiden zahiren hangi düşünce ve ilkeyi benimserse benimsesin aslında bundaki amacı bu benimseyişiyle milletine hizmet vermektir. Yahudi milletinin çıkarına uygun olduğu sürece uyruğunu ona göre ya İngiliz yada Amerikan veya Fransız yahut Arap olarak seçer. Seçmiş olduğu uyruk ne zaman ki yahudi çıkarına ters düşse işte o zaman o sadece bir yahudidir. Bunun içindir ki  benimsediği uyruğu bir kenara atarak asıl hüviyet ve benliği olan yahudiliğini muhafaza eder.

(Bilinmesi gerekir ki  yahudiler dışa kapalı bir topluluktur. Kendi dışındakilere yahudiliği tebliğ etmezler. Çünkü kendi dışındakiler asla yahudi olamayacaklar. Bir kişinin yahudi olabilmesi için tek yeterli gerekçe annesinin yahudi olmasıdır. Hala İsrail mahkemelerinde babası yahudi olupta annesi yahudi olmayan kişilerin yahudiliği kesinlikle kabul görmüyor.)

Yahudi içinde bulunduğu ülkeyi içten içe kemirmek ve bozguna uğratmak ve tahrip etmek için durumuna göre zahiren ya müslüman yada hristiyan görünür.

Her nerede bir mezhep yada din veya ilke yahut felsefi bir durum çıksa onu desteklemek için adeta yarışırlar.

Kendi görüş ve inançlarını paylaşmayanlara çeşitli vesilelerle hücum ederek onları sustururlar. Kendi fikirlerine uygun düşen ve amaçlarına hizmet eden düşünceleri övdükleri gibi sahip oldukları düşüncelerini destekleyenlere de rahat yaşama imkanı sağlarlar.

Yahudi Karl Marx insan fıtratını bozan sosyalizm ve komünizmin mimarıydı.

Yahudi Durkheim aile nizamını bozan ve yıkan sosyalizmin başını çeken kişiydi.

Yahudi Jean Paul Sertre varlık ve hiçlik teorisini ortaya koyan birisiydi. Yahudi Freud, kudurmuş ve bozulmuş cinsiyete yönelik kaideleri içeren psikolojinin baş mimarıydı.

Yahudi Dizraili "amaçlar bütün araçları mübah görür" düşüncesine dayalı siyasetin kurucusuydu.

( Dizraili; İngiltere’nin başbakanı. Zahiren Hıristiyanlığı seçmiş gibi görünen yahudi asıllı olan Disraili İngiltere’de 2 dönem başkanlık yapmıştır.)

Yahudiler, sonuçta yeryüzünün parçalanması, ahlakın, nizamın, dinlerin ve milletlerin yok olması için birbirlerine zıt görüş ve mezhepleri bu uğurda kullanmaktadır.

Onların fertleri ve grupları kapitalizm, komünizm, demokrasi, milliyetçilik, liberalizm, kavmiyetçilik, varoluşçuluk, ilericilik, cumhuriyetçilik....v.s. gibi düşünce ve izlenimlere çağırdıklarını görmekteyiz. Onların bundaki yegane amaçları uluslar arası bir İsrail devleti kurabilmektir. Bu nedenle farklı görüş, fikir, nizam ve partilerden kendilerinin savunuculuğunu yapacak taraftarlar edinerek onları kullanıyorlar.

Birinci Dünya Savaşından sonra birleşmiş milletler örgütünün kurulması girişiminde bulunanlar yine onlardı. Bu kuruluşta bulunan görevlilerin çoğunluğunun bu sefer de yahudiler teşkil ediyordu. Onlar ikinci dünya savaşından sonra birleşmiş milletler örgütü ve güvenlik meclisini kurdular. Bu örgüte mensup devlet reislerinin çoğunluğunun yahudiler, onların yardakçıları ve onların okullarında yetişenler oluşturmaktaydı. Bizzat güvenlik meclisi yoluyla yeryüzünün bütününe hakim olabilmek için adına veto dedikleri reddetme hakkının sadece dizginlerini ellerinde bulundurdukları devletlere verdiler.

(İnsan hakları genel bildirisini yahudi Kazin hazırlamıştır. Milletler cemiyetini kuran ise yine yahudi olan Lidba Filovski’dir.)

 

"Arap Devletleri Birliği" de yahudi icadıdır.

Yahudiler, Fransız, İngiliz ve Komünizm devriminden sonra doğu ve batı Avrupa’da da egemenliklerini tam rayına oturtunca Filistin’de devletlerini kurmaya teşebbüs ettiler. Ne var ki önlerinde İslam Hilafeti engeli vardı. Bu yüzden plan , hile, aldatmaca yolunu seçerek önce parçala sonra yok et, siyasetini uygulamaya geçtiler ve milliyetçilik sloganları atarak şöyle dediler:

Muhakkak İslam mutsuzluğunuzun ve belalarınızın nedenidir. Şayet siz yüce bir yaşanı istiyorsanız, milliyetçiliğe tutunmanız ve İslamı bir kenara atmanız gerekir. Böylelikle milliyetçilik sancağı altında bağıran fertler ortaya çıktı.

Böylece yahudilerin emriyle İngiltere 1945 yılında Mısır’ın liderliğinde Arap Devletleri Birliği kurulmasında başarılı oldu. Oysaki bu birliğin amacı okyanustan körfeze kadar Arap’ları tek bir çatı altında toplamaktı ama her nedense II. Dünya savaşına kadar bir olan Arap topluluğu savaştan sonra 22 devlete bölündü.

Yahudiler, tekrar küçük bölgelere parçalansın diye Arapları milliyetçiliğe sevk ettiler. Ama bu milliyetçilik anlayışında yahudilerin lehinde gelişen çok değişik bir yön vardı. Çünkü burada direkt bir Arap milliyetçiliği yapılmıyor aksine mısırlılara "Mısır ancak  Mısırlılarındır" veya "Yemen ancak Yemenlilerindir" veya "Irak ancak Iraklılarındır" veya "Kuveyt ancak Kuveytlilerindir" diyerek halklarının hepsi Arap olan ülkelerde ayrılık çıksın diye ülkelere ve sınırlara bağımlı bir milliyetçilik anlayışı getiriliyor. Bu şekilde Arap ülkeleri içten birbirini yıkacak ve bu enkaz üzerinde yahudiler devletlerini kuracaktır. Bilinmesi gereken bir şey vardır ki İslamsız Arap bir hiçtir. Araplar ancak İslam'a dönmekle ve tevhidi anlamakla kendilerini yahudilerin bu tuzaklarından kurtarabilirler.

 

Yahudiler yeryüzü enkazı üzerine İsrail krallığını  kurmayı çabuklaştırmak için III. Dünya savaşının planlarını şimdiden yapmaktadırlar.

Herhangi önemli bir sorun olmasa da büyük yahudi bakanları belirli bazı vakitlerde periyodik olarak veya her ne zaman başları tehlikeli bir bulanıma girerse dünya yahudileriyle alakalı her meseleyi ortaya koymak ve yeni planlar çizmek amacıyla Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de gömülü en büyük yahudi hahamı İbn-i Yehuda’nın kabri başında toplanırlar. Miladi 1954 senesinde Haham Amanuil Ivanoviç Avrupalı yahudi liderleri ve hahamlarının hepsinin katıldığı gizli bir toplantıda çok tehlikeli ve tarihi öneme sahip bir konuşmada bulundu. C.I.A ise bu konuşmayı ortaya çıkardı ve yayınladı.

 

Konuşmanın metni şu şekildedir:

"Biz gelecek bir çatışma vuku bulmadan önce II. Dünya savaşının üzerinden en az 20 yılın geçmesini arzuluyorduk...

Ancak, dünyanın çeşitli bölgelerinde bulunan yahudilere karşı beliren düşmanca hareketler bizi gelecek birkaç sene zarfında III. Dünya Savaşını çıkarmak için yeni çalışmalar yapmak mecburiyetinde bıraktı.

1930 yılından bugüne dek ve daha sonra uyguladığımız Almanya’yla Amerika arasında karşılıklı bir kine yol açan propaganda hamlelerimizle ikinci dünya savaşına neden olduk. Şimdi ise buna benzer propagandaları, Amerika ve Rusya’yı her ikisini ayrı ayrı uçlarda tutarak böylelikle aralarında kalan küçük devletleri bu tarafa mı tutacağı noktasında onları taraf tutmaya mecbur bırakarak yani cepheleri iki cepheye indirip Amerikanın yada Rusya’nın (ki buralardaki emir komuta zinciri yahudilerin elindedir.) yanında savaşta yer almak suretiyle yahudilerin işlerini kolaylaştırma ve böylece bütün yeryüzüne yayma faaliyetlerimize başlamış durumdayız. Uluslar arası bir savaş çıktığı zaman da İsrail devleti tarafsızlığını ilan edecek. Böylelikle can çekişmekte olan devletlere heyetler gönderip orayı tahakkümü altına geçirecektir.

İşte o zaman yarış devri başlayacak ve biz yahudiler özlemini çektiğimiz dünya hakimiyetini ele geçirmiş olacağız. Bize bunda zekamız ve potansiyelimiz yardımca olacak, o zamanda başka dinler olmayacak. Çünkü başka dinlerin varlığı bizim hakimiyetimize büyük tehlikedir. Yahudilik böylece bütün dünyaya sirayet edecek.

Bazı durumlar halkımızın bir kısmını feda etmeyi gerektirmektedir. Nasıl ki birkaç bin yahudiyi öldürdü diye Naziye veryansın yaparak onları savaş suçlusu ilan ettik aynı şekilde Amerika ve Rusya’yı bir kaçımızı öldürmeleriyle savaş suçluları olarak ilan edeceğiz. Dünyaya hakim olma yolunda birkaç bin yahudinin feda edilmesi çok fazla bir bedel değildir"

 

İşte bunlar yahudi hahamının belki de  en büyüğünün ağzından çıkan sözlerdir.

Günümüzde olan olaylar bu hahamın söylediklerine en güzel şahittir.

Amerika ve Rusya arasında olan karşılıklı suçlamalar, casusluklar, tuzaklar, plan, hile ve aldatmacalar ve de savaşlar (ki hepsi yahudi tezgahından çıkmaktadır) Hahamın bu söylediklerine en büyük şahittir. İki devlet arasında karşılıklı kışkırtıcılık yapan yahudinin bu üçüncü  dünya savaşından karı ise hiç şüphesiz İsrail krallığının bir an önce kurulmasının sağlanmasıdır.

BEŞİNCİ BÖLÜM

Müslümanlara Müjde

 

Yahudiler kendi memleketlerinin kurulmasında acaba başarılı olacaklar mı?

- Şüphesiz ki hayır. Çünkü Allah-u Teâlâ İsrail oğullarına bu hayatlarında zillet ve rezillik yazmıştır. 

"Nerede bulunursalar (yahudiler )onlara alçaklık damgası vurulmuştur." (Al-i İmran:112 )

- Şüphesiz ki hayır. Çünkü Allah-u Teâlâ yeryüzünde onların bölük pörçük bir vaziyette  yaşamalarını dilemiştir.

" Biz onları yeryüzünde bölük bölük ayırdık." (A’raf:168 )

 

Şimdi daha iyi anlaşılması gereken bir gerçek şu ki:

Mukaddes topraklarda İsrail olarak isimlendirilen bir devletçiğin kurulması yada kurulacak olması kuru bir hayalden başka bir şey değildir.

 

Filistin’de kurulmuş yahudi devletinin, dünya hakimiyetinin tamamını sağlayamayacak olması ihtimali aşağıdaki sebeplere bağlı olarak açıklanabilir.

 

Birincisi:

Kutsal topraklarda bir araya gelmiş bu yahudi topluluğu , bütün dünyaya yayılmış bulunan sayısı yaklaşık  20-22 milyon civarında olan yahudilerden 4 milyonu aşmayan küçük bir topluluktan başka bir şey değildir. Şayet bu kadar yahudi İsrail’de bu sayıyla bir devlet temsil edebiliyorsa, içinde 5 milyondan fazla yahudi barındıran Amerika’nın bir şehri olan New York’un, İsrail’den ziyade bir yahudi devleti olması daha uygundur. Eğer ki mesele sadece yahudi sayısıyla paralellik gösteriyor olsaydı bu söylenilen şey de kaçınılmaz bir gerçek olurdu.

 

İkincisi:

İddia edilen İsrail devleti, İngiltere’nin ve Haçlı devletlerinin kovduğu, bir kenara ittiği ve dünya ekonomisine hükmeden yahudilerin dolarlarıyla beslediği ki dünya yahudilerinden gelen bu gıda yardımı kesilirse açlıktan hemen geberiverirler-İslam aleminde doğmuş ne idüğü belirsiz piç bir çocuktan başka bir şey değildir. İslamı esaslardan uzaklaştıklarından dolayı Arapları korkutan bu devletçik bir devlette kendi kendine yetebilecek ve bulunması zorunlu olan dayanaklardan bile yoksundur. Sadece onlar müslümanların yeterince bilinçli olamaması ve İslami görevlerini yerine getirmemesi boşluğundan yararlanarak oraya ayak basmışlardır, o kadar.

 

Üçüncüsü:

Mukaddes topraklarda kurulan bir devlet olarak iddia edilen İsrail, Allah-u Teâlâ’nın dünyanın çeşitli yerlerinden gelen yahudileri mahvetmek için seçmiş olduğu bir yerdir. Ne zaman ki müslümanlar gerçekten ihlaslı olarak dinlerine döner ve Allah’a tam manasıyla tevbe ederlerse işte o zaman mü’minlerin kalplerine şifa verecek olan öldürücü darbelerini mukaddes topraklardaki yahudilere bir hamlede indirirler.

Bu dediğimize delil olarak Allah-u Teâlâ’nın şu ayeti yeter:

"Ve onun ardından İsrail oğullarına söyledik: "O toprak (yurt) ta oturun.Son sözün vakti geldiğinde hepinizi derleyip toplayacağız." (İsra: 104)        

 

Bu kadar sayıdaki yahudilerin tek kara parçasında bir araya toplanmaları, kendi hayallerinde kurdukları devletin enkazı altında kalıp ölmelerine vesile olacaktır. Burada Allah’ın bir hikmeti vardır.

Ama insanın aklına onların helak olma saati ne zaman gelecek gibi bir soru gelebilir. Bu gaybi mesele olduğu için cevap vermek mümkün değildir. Çünkü bunun ilmi Allah’ın katındadır.

Fakat şu da bir gerçek ki yahudilerin bir an önce helak olmaları, müslümanım diyenlerin dinlerine bir an önce kesin bir dönüş yapmalarına bağlıdır.

İşte bu sebeplerden ötürü:

 

1 -

Filistin meselesinin normal barışçıl yollarla çözüme kavuşturulması imkansızdır. Çünkü Allah bunun tam tersini buyurmuştur. Dolayısıyla peygamberlerin İsra (gece yolculuğu)ettiği ilk kıble ve üçüncü mescit olan Kudüsü barışçıl yollarla kurtarmak isteyenler boşu boşuna oyalanmasınlar ve bu Filistin’i gerçekten kurtarmak istiyorlarsa İslamlarına dönsünler. Çünkü bundan başka yol yoktur.

 

2 -

Kudüs’e olan yahudi akımı asla durmayacak ve yahudiler balı, sütü bol olan bu diyara belki de ölümleriyle yüz yüze gelmek istercesine tek tek yada bölük bölük gelmeye devam edeceklerdir.İşte bu yahudiler, devamlı artan bir şekilde her yerden her delikten Filistin’e gelmektedirler. Bu gelmeleri Allah’ın takdirinden başka bir şey değildir. Ama yahudilerin Kudüs’e gelmeleri onlara kar sağlamayacak bilakis Kudüs onların mezarı olacaktır.

 

3 -

Yahudiler gittikleri yerde rahat durmazlar. Bir türlüde istikrar bulup yerleşemezler. Her nedense istedikleri güvenli yere ulaşamazlar. Bütün bu istedikleri hiç gerçekleşmeyecek bir düşten ibarettir. Zaten Allah bunu onlardan engellemiştir. Amaçlarına ulaşmak için uğraşım verdikleri bütün çabalar açık bir başarısızlık ve hüsranla neticelenecektir.

 

4 -

Filistin’deki savaş İslami olacaktır. Filistin meselesinin kendilerini ilgilendirdiğini iddia edenlerin bu gerçeği göz önüne almaları gerekmektedir. Çünkü onlar müslüman olmadıkça asla muzaffer olamayacaklardır. Onların düşmanı olan yahudiler onlarla aslı bozulmuş Tevrat akidesiyle savaşıyorlar. Biz ise onları ancak tevhid akidesiyle yenebiliriz.

 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem yahudilerle sadece salih müslümanlar arsında olacak olan son savaş hakkında şöyle buyurmaktadır:

"Müslümanlar, yahudilerle çarpışıp onlara öldürmedikçe kıyamet kopmayacaktır. Öyle ki yahudi bir taşın yada ağacın arkasına saklandığında ağaç ve taş şöyle der:

"Ey müslüman! Ey Allah’ın kulu! arkamdaki yahudidir. Gel onu öldür. Fakat yahudilerin ağacı olan Garkad arkasındaki yahudiyi haber vermeyecektir" (Buhari- Müslim-Tirmizi-İbn-i Mace-Ahmed)

 

Avrupa, Rusya ve Amerika’da bulunan zengin beyefendilerin (?!...) müslümanları saptırmak, onlara yalanlar düzmek ve aldatmak için ellerinde tuttukları basın organlarının tam aksine İslam dini; gerçekleri herhangi bir tartışmaya mahal bırakmaksızın onları bulanıklaştırmadan ve açık bir tarzda kavrayışlı müslümanların gözleri önüne serer ve bu büyük gerçeklere dikkatimizi çeker.

Son Olarak

Bütün insanlar yorulup bıksada yahudiler plan hazırlamaktan, söz söylemekten ve iş yapmaktan ne bıkarlar ne de yorulurlar.

Onlar insanların zulmü hoş görmemesinden faydalanarak adalet sancağını kaldırıyorlar. Oysaki amaçları insanlara adaleti sağlamak değil bilakis insanlara zulmedenlerin yerlerini almaktır. Onlar insanların özgürlüğe olan arzularını kullanarak özgürlük sancaklarını semalarda dalgalandırıyorlar. Oysaki gayeleri özgürlüğü insanlara sunmak değil bilakis onları özgürlükten mahrum ederek kendi menfaatlerine göre kullanmaktır. Onlar insanların siyah-beyaz ayırımı ve ırkçılığı çirkin görmelerinden istifade ederek eşitlik adına sancak açıyorlar. Halbuki amaçları değişik renkte olan bütün insanları tek sınıf altında toplayarak onların düşüncesini kendileri için uygun şekilde basit bir düşünce tarzına dönüştürmektir.

Yahuda'nın çocukları olan bu yılanlar sinsice sokup zehirini akıtmaktadır....

Stalin yahudilerin şerrinden kurtulmak için onlara Filistin'de bir devlet kurmaları için yardımda bulunacağına söz verdi.

Hitler ise Almanya'yı bu şerli kavmin pisliğinden temizlemek için yeryüzünde onları atabileceği bir çöplük aradı durdu.

Amerika da onlardan çektiğini hala çekmeye devam etmektedir. Fakat şu an bile Amerika elleri kapalı, gözleri yumuk bir vaziyette alçak Siyonist masonlar tarafından uyutulmuş, öylece uyumakta ve yahudilere karşı ne yapacağının belirsizliği içinde kıvranmaktadır.

Sonuç olarak yahudinin bu dünyadan istedikleri bunlardır. Fakat Allah'ın dilediğinden başkasına da ulaşamazlar. Çünkü Allah dilediğini yapar ve ancak Allah'ın dilediği olur.

 

Müslümanlar olarak bize insanları uyarmamız, onlara nasihat vermemiz gerekmektedir.

Ey müslüman davetçiler!

Elleri kaldırıp teslim olmadan ve zillet içinde boyun eğmeden önce uyanınız!

Ey sorumlu kişiler!

Yahudinin kırbacı sırtınızı kızartmadan önce ayılın.

Ey müslümanım diyen kimseler!

Yahudiler sizi kendi görüşlerini kabul etmeye ve boyun eğmeye zorlamadan önce uyanınız!

Her şeyden önce gerçek benliğiniz olan Allah'ın istediği İslama dönün ve Allah'ın ipine toptan sımsıkı sarılın ve ayrılmayın.

"Bunda kalbi olan ve hazır bulunup işiten kimseler için ibret vardır." (Kaf:37)

Knesset (yahudi parlemento binası) kapısında harika İsrail devletinin haritası diye çizilen harita yahudilerin hayallerinden öte geçmeyecektir:

Not: Knesset kapısında şu şekilde yazılmıştır:

"Ey İsrail devleti!

Senin sınırların Fırat'tan Nil'e kadardır."

Muhakkak yahudiler son derece yükselmişlerdir. Çünkü İslam alemine hükmeden öyle hakimler getirdiler ki müslümanlara demir ve ateşle hükmettiler. Kur'an'ı bırakıp yahudi ve hrıstiyanların kanunlarını uyguladılar. Müslümanlardan her kim konuşursa onu ya hapse yada kabre soktular.

 

Son söz olarak deriz ki;

Allah bize yeter,O ne güzel vekildir. Ehl-i İman için imtihan muhakkak mukadderatımızda vardır. Durumların bu şekilde devam etmesi imkansızdır.

Sonuç

 

Yahudilerin alemi yıkmak için yaptıkları protokollerin, planlarını fesat ve hayallerini hızlı bir sunuştan sonra belki bazıları müslümanların başına gelen musibet ve belaların tek sebebinin yahudilerden kaynaklandığını anlayabilirler. Ancak bu hiçbir zaman doğru değildir.

Yahudiler iblis gibidir. Onlar inançları ahlakı, topluluğu, düşünce tarzı ve hileleriyle tamamen şerli bir ümmettir.

Acaba bizim içinde bulunduğumuz bu musibetlerin yegane sebebi yahudiler midir?

Müslümanların yada müslümanlar dışındakilerin cehalet, akılsızlık, ahmaklık, aptallık içinde boğulmaları yahudilerin şerli bir ümmet olmasından dolayımı dır?

Tabii ki hayır.

Birkaç milyon şerli insanın yüz milyonlarca kişiye tesir ederek onları yönlendirebileceklerini ve menfaatlerine uygun olarak görevlendirilebileceklerini sanan hiçbir fert yoktur. Ancak bu milyonlar daha ilk baştan boyun eğmeyi ve zilleti aşağılığı kabul etmişse o zaman başka!...

Bu sıfatlar müslümanda kesinlikle bulunamaz.

Bizim başımıza gelen musibetler düşüncesizce hareket etmemiz ve cehaletimizden kaynaklanmıştır. Bunların oluşmasındaki asıl ve tek sebep ise İslam'a Allah’ın istediği şekilde sarılıp onu tam manasıyla uygulamamış olmamızdır.

"Başkalarını iki misline uğrattığımız bir musibete kendiniz uğrayınca mı "Bu nereden ?" dersiniz? Ey Muhammed! Deki:" O kendi nefsinizdendir." (Al-i İmran:165)

Yahudiler kökü binlerce sene öncesine dayanan kalkınma programlarını ortaya koymuşlar ve adım adım gerçekleştirmeye başlamışlardır. Böylece alçalmış olan toplulukları bu düzenli çalışmalarıyla dünyayı korkutan bir kavim haline gelmişlerdir.

Bu durum karşısında biz müslümanlar ne yaptık?

 

Ahmaklar şöyle diyebilirler:

Yahudiler, dünya basınına, haber ajanslarına dünya yayın sahasına , bankalarına, uluslar arası reklam piyasasına v.b hükmetmektedir. Bu yüzden onlar istedikleri gibi karar verip uygulayabilirler. Biz bu imkana sahip değiliz.

Ahmaklar şöyle diyebilirler:

Yahudiler, dünya basınına, haber ajanslarına dünya yayın sahasına , bankalarına, uluslar arası reklam piyasasına v.b hükmetmektedir. Bu yüzden onlar istedikleri gibi karar verip uygulayabilirler. Biz bu imkana sahip değiliz.

 

Cevap

 

Tamam bu doğru olabilir. Fakat niçin siz, müslümanlar bütün bunlara sahip olamayasınız ve hatta daha fazlasına neden sahiplenemeyesiniz?

Siz mal bakımında mı yoksunsunuz?

Oysaki insanların en zenginleri arasında müslümanım diyenler var.

Siz sayı bakımından mı eksiksiniz?

Oysaki siz bütün yeryüzünü doldurduğunuzu iddia ediyorsunuz.

Siz tecrübe açısından mı eksiksiniz?

Oysaki içinizde birçok alim var.

Siz rehber açısından mı eksiksiniz?

Oysaki katınızda Allah’ın kitabı ve Rasulullah’ın sünneti var.

Müslümanların köstek oldukları gerekçesiyle yahudiler mi yoksa gerçek manada İslam’a dönmeyen müslümanım diyenler mi kınanmalı?

Yahudiler şerli olduğu için müslümanım diyenler geri kalmalıdır. Bilakis Allah’ın istediği imandan ve İslam’dan uzaklaştıkları için bu duruma düştüler.

 

Bunun aksini iddia edenlere diyoruz ki;

Bize Ömer b. Hattab radiyallahu anh’a benzer bir hakim veya Halid b. Velid’e benzer bir komutan veya Abdurrahman B. Avf’a benzer bir tacir veya Şureyh radiyallahu anh’e benzer bir kadı veya Enes İbn-i Malik’e benzer bir hizmetçi getirin ki yahudilerin sinsi emellerinin bize hiçbir etki yapmadığını ispat edelim.

Günümüzde güya müslümanlık iddiasında bulunan hakim tipi ise şöyledir:

Allah’ın kullarına büyüklük taslayabilmek amacıyla hakim olmak ister ve şöhretinin artması için halkın kendisine "yaşasın" demesini bekler.

Bir bakan ise (makamında birkaç ay kalacaksa bile )fakirliğini maziye gömüp kendisi için bir saray inşaa etmeden bakanlık koltuğunu terk etmez. Fakat hakkı konuşan İslam alimlerini hapishaneye koyarlar yada darağacında sallandırırlar.

 

Biz düşmanımızdan bize dost olmasını talep demeyiz.

Biz yahudiden, yahudilikten vazgeçmesini isteyemeyiz.

Ayıbımız bizzat nefsimizdedir.

Allah’ın nimeti vasıtasıyla kardeş olduğumuz İslam dininden uzaklaştığımızda kendi kendimize düşman olduk.

Ne zaman ki; milliyetçilik, komünizm, demokrasi, kavmiyetçilik, sosyalizm, laiklik, ve diğerlerinden vazgeçersek, İslam’a Kur’an’a, Rasulullah’ın sünnetine sımsıkı sarılırsak işte o zaman karşımızda ne yahudi nede yahudiden başkası durabilecektir. Nasıl ki şeytanın varlığı salih müslümanın bulunmasını engelleyemiyorsa yahudinin varlığı da aynı şekilde alemlerin Rabbine teslim olmuş muvahhidlerin onlara karşı durmasını önleyemeyecektir.

"Allah işinde hakimdir, fakat insanların çoğunluğu bunu bilmezler."

(Yusuf: 21)

 

Hidayete tabi olanlara selam olsun.

Fuad Abdurrahman Er-Rifai

 

www.cehaletmazeretdegil.com